betaartı betaartı

The Tedium of Fame in Sofia Coppola’s Somewhere

Somewhere, at first glance, harkens back to the director’s 2004 film Lost In Translation. Both take place in hotels, and both involve men that becoming increasingly estranged from the world around them, and both find a meaning for it all in a blonde female companion. The similarities, though, are only superficial. Sofia Coppola is not that simple. In her newest effort, Coppola paints a portrait of Hollywood that is very contradictory to its current image. Her version... Devamını oku!

Şöhretin Kasvetine Sofia Coppola Bakışı

Somewhere, ilk bakışta, yönetmenin 2004 yapımı filmi Lost in Translation’ı anımsatıyor. İkisi de otellerde geçiyor, ikisi de etraflarındaki dünyaya gitgide artan bir şekilde yabancılaşmış erkekler ihtiva ediyor ve yine ikisi de tüm her şeye bir sarışın kadın rehberliğinde anlam buluyor. Gerçi benzerlikler sadece yüzeysel, Sofia Coppola ise o kadar da yalın değil. Son eserinde Coppola, Hollywood’un, halihazırdaki görüntüsüne aykırı bir portresini... Devamını oku!

Ne Yalan Söyleyeyim, Vallahi Bir Tatsızdı!

Para, kadınlar, şan, şöhret, lüks otomobiller… Hepsine sahip ünlü Hollywood aktörü bir baba Johnny Marco (Stephen Dorff) ve boşanmış bir çiftin annesiyle yaşayan, aslına bakılırsa yaşına rağmen çok da cool tavırlara sahip kız çocuğu Chloe (Elle Fanning) ekseninde geçiyor Sofia Coppola’nın son filmi Somewhere. Başkalarının gıpta edeceği tüm sahip olduğu o “muhteşem” şeylerin aksine, yine bunları tüm klişeleriyle önümüze koyan yönetmenin... Devamını oku!

Bunu Saymadık Jacob, Seneye de Bekleriz!

  1979 Kanada doğumlu bu genç yönetmen kendisinin de belirttiği gibi Kanada’nın gelecek vadeden yönetmenlerinden olmaya aday ve sahip olduğu espri yeteneği sayesinde ilginç senaryolar üretiyor. Kendisini ilk kez “The Trotsky” isimli filmle 2010 İstanbul Film Festivali’nde tanıdık. 2009 yapımı olan bu filmde kendisini Leon Trotsky adlı Bolşevik devrimci ve Marksist kuramcının reankarnasyonu olduğuna inandırmış Leon adlı bir liseli gencin,... Devamını oku!

Babasına Bak, Oğlunu Al: Jim Loach

  Sosyal konulu temalar işleyen Ken Loach’a olan hayranlığımızı ikiye katlayacak biri var artık… Sevgili oğlu, Jim Loach… Babası kadar alçakgönüllü olan bu adamı bugünlerde İstanbul Film Festivali’nin konuğu olarak Beyoğlu sokaklarında dolaşırken görebilirsiniz. Portakallar ve Günışığı (Oranges and Sunshine, 2010), 13 Nisan akşamı ilk kez gösterimdeydi ve film sonrasında yönetmenle küçük bir sohbet gerçekleştirildi ama bu... Devamını oku!

Buzun Sesi Uzaktan Hoş Gelir

Muhafazakar kelimesi, çoğunlukla katı dini inanç sahibi olmakla özdeşleştirilse de esasında Arapça muhafaza kelimesinden türemiş ‘tutucu’ anlamındaki bir sıfattır. Okumakta olduğunuz bu yazıda ise iki muhafazakarın hayat çizgileri, Le bruit des glaçons (Buz Sesi) adlı film üzerinden karşılaştırmalı olarak incelenecektir: Bendeniz ve söz konusu filmin senaristi ve yönetmeni Bertrand Blier. 72 yaşındaki Bertrand Blier’in, o zamanlar henüz... Devamını oku!

Görünen O ki; Ortak Bir İlgi Alanımız Var!

  İranlı yönetmen Abbas Kiarostami’nin İtalya’da geçen ve İtalyanca, İngilizce ve Fransızca’yı harmanlayarak bize sunduğu Aslı Gibidir (Copie Conforme) adlı filmde; sanat eserlerinin kopyalarının da asıllarından farkının olmadığını savunan, konu hakkında yazdığı “Copie Conforme” adlı kitabını tanıtacağı bir seminere katılmak üzere İtalya’ya gelmiş İngiliz bir yazar olan  James (William Shimell) ile yazara şehri tanıtmak... Devamını oku!

Zarif Bir Psikolojik Darbe: Black Swan

Dikkat! Bu yazı, kusurludur. Black Swan üzerine ve üzerine olmayan’dır. Belki de sadece seyredilip hissedilmesi için okumaktan şimdi vazgeçmelisinizdir. 4 yaşındaymışım, annem beni elimden tutup İstanbul’da Atatürk Kültür Merkezi’ne bale seçmelerine götürdüğünde… Şimdi hayal meyal hatırlıyorum. Anneme çok kızmıştım. Herkes üzerinde mayo ile seçmeler için bekliyordu. Tam hatırladığım şey, annemin elinden tutarken,... Devamını oku!

  • Sayfa 1 - 2
  • 1
  • 2
  • >