Şöhretin Kasvetine Sofia Coppola Bakışı : betaartı
betaartı betaartı

Şöhretin Kasvetine Sofia Coppola Bakışı

Somewhere, ilk bakışta, yönetmenin 2004 yapımı filmi Lost in Translation’ı anımsatıyor. İkisi de otellerde geçiyor, ikisi de etraflarındaki dünyaya gitgide artan bir şekilde yabancılaşmış erkekler ihtiva ediyor ve yine ikisi de tüm her şeye bir sarışın kadın rehberliğinde anlam buluyor. Gerçi benzerlikler sadece yüzeysel, Sofia Coppola ise o kadar da yalın değil.

Son eserinde Coppola, Hollywood’un, halihazırdaki görüntüsüne aykırı bir portresini yapıyor. Onun tasviri can sıkıcı, ölü, kapalı ve boş. Johnny Marco’nun ise bundan daha iyi günleri de olmuş. Hala kamera karşısında olsa da, kariyerinin zirve yaptığı günler çoktan geçmiş ve artık günleri sayılı. Aslında John da bunun farkında gibi duruyor. Yine de hala formda olduğunu göstermek için elinden geleni yapıyor. Kızı Cleo’nun beklenmeyen gelişine kadar hayatının ne kadar düzensiz olduğunu fark etmemişti bile. Film, bu çifti, şartlar ne kadar zor olsa da  ‘normal’ bir hayat kurmaya çalışırken onları takip ediyor. Cleo yaklaşan haftalarda başlayacak olan bir yaz kampına hazırlanırken, Johnny de onunla mümkün olduğunca iyi vakit geçirmeye çalışmaktadır. Bu birkaç haftalık zaman diliminin sonunda Cleo babasını kontrol altına alan bu boşluğun yerine geçebilecek bir alternatif olarak çıkıyor karşısına. Peki onun bu boşluktan sıyrılmaya gücü var mı?

Dorff ve Fanning rollerinde kusursuzlar; kameralar geri çekiliyor ve bütün her şeyi üstlenmelerini sağlıyor. Filmi omuzlarında taşıyabileceklerinden kuşkusu olmadığı  için Coppola’nın çekim tekniği onların her zaman nefes alabilmelerine izin veriyor. Her ikisi de oynadıkları karakterlere ait tüm bilgileri, nereden geldiklerini ve nereye gitmekte olduklarını bütünüyle sunuyor. İkisi de rolunu fazla abartmıyor ve her sahne mükemmel bir nüansa sahip. Birbirlerini o kadar iyi tanıyorlar ki konuşmalarına bile gerek yok. En güçlü cümleleri gözleri ile, ifadeleri ile  söylüyorlar ve ekranı herhangi bir sesten daha güçlü bir sesle dolduruyorlar.

Sofia Coppola bir yönetmen olarak sivriliyor, çünkü yaptığı her film farklı bir seviyeye ulaşıyor, yine de bir seri olarak izlendiğinde kesintisiz bir duygu zinciri olarak karşımıza çıkıyor. Onda kişisel bir gelişim ya da yönetmenin kendi yansıması neredeyse bütünüyle görülebilir. Her filmi insana hayatından bir evreyi sunan bir mikrokosmos. Masumiyetin İntiharı’nı izlerken izleyici ne olduğunun ya da ne olabileceğinin bir nostaljisini yaşar. Lost in Translation’ı izlediğinde ise baş kahramanlarla arasında bir bağ kurar çünkü yaşamak istediği hayatı yaşayamamanın yarattığı hayal kırıklığını iyi bilirler. Marie-Antoinette ise tam bir izolasyon hikayesidir. İzleyici baş karakterin kaçma isteği ile empati kurar. Somewhere’de insanın yaldızlı şöhret kafesinde bile kendisine doğru olabileceği umudu izleyiciye hayatın nasıl akıp gittiğini hatırlatıyor. Filmin amacı ise bütün o konfora rağmen, insanların yine insan olduğunu vurgulamak. Johnny ve Cleo, kim olursanız olun, üstesinden gelmeniz gereken zorlukların her zaman olacağının en güzel örneklerini teşkil ediyorlar.

IMDb: Somewhere, Sofia Coppola

ENGLISH TEXT

 

Yorum yaz!