betaartı betaartı

Pais Vasco’dan San Francisco’ya: Crystal Fighters

Kültürler arası yolculuk günümüz ulaşım şartlarında artık bir kişisel gelişim aracı haline geldi. Zaten hep öyleydi de artık herkese bahşedilen bir hak oldu. Geldi de iyi oldu, nefis oldu. Kabul edersiniz ki farklıya olan ilgi ve tutku; yabancının sahip olduğu gizem ve çekicilik; dünyanın daha önce hiç bulunmadığınız bir noktasında bulunma ve hatta orada bir şeyler keşfetme, belki orada bir şeye aşık olma hissi insanın doğasında adeta yenileyici fonksiyonları olan olgulardır. Bunun varlığını keşfedememiş olanlara sözüm yok.

Ruhsal yolculuklarımız artık fiili yolculuklarımızla iç içe geçtiler; nedensel, amaçsal bin bir türlü ilişkiler kurdular aralarında. Bazen bir yolculukta kendimizi bulduk, bazen kendimizi bulmak için yola çıktık veya bazen de yol alırken kendimizi bulduğumuzu fark ettik. Kültürler arasında sek sek oynar gibi hoplamaya bu kadar takık olduğum(uz) bu günlerde elbette Crystal Fighters gibi gruplar oluyor bizi heyecanlandıranlar.

Yoksa başka nasıl çıkacaktı adının baş harflerine baktığımızda (Star of Love)  İspanyolca güneş anlamına gelen SOL kelimesini bulup güneşin varlığını hatırlayacağımız bir albüm? Ya o iki İngiliz’le bir Amerikalı, o İspanyol kızla ve arkadaşıyla tanışmasaydı güneş hala böyle parlayacak mıydı? Yoksa biraz daha puslu, belirsiz adeta yağmur arayışındaki bir Londra havası gibi bir açıp bir kapayacak mıydı gökyüzü bilinmez.

Şarkılar temiz, yüksek tempolu electro dance ritimlerinin üzerine hiç de çiğ durmayan folk öğelerin grupta bolca bulunan yetenek ve en önemlisi ilhamla (ve bence en çok da aşkla) harmanlanmasından oluşmuşlar. İlham ise kendini ararken uzak diyarlarla içselleşmek; zira grupta kendini Navarra’da bulan kuzeyliler haricinde bohçasını toplayıp Bask bölgesindeki küçük şehrinden dünyayı keşfetmek için Londra’ya gelmiş bir Mimi de var. Dolayısıyla ilham gerçek anlamda işteş bir yapıda.

Bu nedendendir ki müzik o aşırı ezoterik yapmacıklıklar ve kuzeylinin güneye olan aşkı gibi klişelerden uzak durabiliyor. Bir yanda ‘Plage’ daki gibi İspanya’nın Bask bölgesinin ücra bir köşesinde sabah dörtte kalkıp hemen aşağıdaki plaja bugüne kadar gördüğü en güzel kız onu çağırıyor diyerek giden Sebastian varken diğer yanda aksanlı ingilizcesiyle ‘I love London’ dizesini onlarca kez tekrar eden Mimi de var. Sonuç ise bir yandan içimizi ısıtan ve yaz günlerinde dinlenesi aynı zamanda da yeterince sofistike bir müzik.

Grubun bir de resmi öyküsü var ki bence bizim algıladığımız ve bizi çokça eğlendiren bu imajı destekliyor. Hesapta elemanlar diğer hippilerden pek de farkı olmayan, orada burada gezip çalan gençlerin Mimi ile tanışmaları ile başlar. Mimi Bask bölgesinden Londra’ya müzik sahnesinde kendine bir yer aramaya gelen genç bir kızımız. Mimi en iyi arkadaşı Laure ile birlikte dedesinin eski izbe evinde onun delirip ölmeden önce kaleme aldığı bir eser bulurlar ve bunu grubun diğer üyeleriyle paylaşırlar. Bu eser tüm grubu Bask bölgesi yollarına düşürür ve nihayet aradıkları ilhamı bulmalarıyla sonuçlanır. Hispanik dünyaya adım atmışlardır artık (Her ne kadar Bask bölgesinin ispanyol olmakla ilgisi son derece şüpheliyse de). 80′li yılların İspanyol punk gruplarını dinlemeye başlamışlardır. Müziklerini icra ederken Txalaparta ve Txistu gibi Bask enstrümanlarını ve birçok Bask yerel melodisini kullanmaya başlarlar. İşin özü her anlamda çok bereketli toprakların içine düşerler.

Her şey ne kadar sihirli değil mi? Herkesin başından böyle şeyler geçse, hayat bayram olsa. Olsun inanması ve hayal etmesi de çok güzel. Hem geçmediğini veya geçmeyeceğini kim demiş ki?

Crystal Fighters, Freshtival 2011. Foto: Özge Esen

Freshtival anektodu

Nitekim kendilerini 28 Mayıs günü Freshtival’de izleme fırsatı bulduk. Maçka Küçükçiftlik Park’ın benim sevmediğim ve beğenmediğim sahnesinde neredeyse on – on beş kişiye konser verdiler. İzleyici olmadan konser olamayacağına göre grubumuz güme gitti diyebiliyoruz. Ayrıca sebebini bilmediğimiz nedenlerden artık Mimi ve Laure grupla turneye çıkmıyorlarmış. Bu da benim için grubunun enerjisine olan eksi değer manasına geliyor. Yerine koydukları taş hatun yine de güzel idare ediyordu.

Oysa biz neler neler, ne efsaneler duymuştuk sahne performanslarıyla ilgili. Sahneye adeta bir müzikal koyduklarından bahsediliyordu. Ama sanırım böyle bir kitleye (?) bu kadar emek yeterliydi. Sonrasında çıkan aşmış arkadaşlar Leftfield ise Africa! Africa! nidalarıyla bezeli canlı performanslarıyla beni benden aldı, ruhumu Afrika’ya bir yolculuğa çıkardı!

Crystal Fighters: Resmi sitesi, Myspace, Wikipedia

 

Yorum yaz!