betaartı betaartı

Korece Aşk Başkadır


Bir film yazısı yazmanın başlıca olmazsa olmazı, yazının başına oturmadan evvel filmi –belki de defalarca- izlemektir. Ve fakat, söz konusu filmi tüm hücrelerinizle içinizde hissettiğiniz hükmüne varmışsanız ya da kendinizi buna inandırmışsanız, kelimelerle başbaşa kalmak için sabırsızlanır, tüm tehlikesi ve barındırdığı tüm risklerle bembeyaz sayfanın karşısında bulursunuz kendinizi…

2001 tarihli Kim Ki-duk filmi Nabbeun Namja’nın (Bad Guy) cımbızlanmayı hak eden sloganlarından belki de en önemlisi, Sun-hwa’nın ağzından dökülür ve Han-ki’yi adresler: Dünyanın en kötü adamıyla tanıştım. Rehinenin, alıkoyanıyla bağ kurması hali olarak özetlenebilecek Stockholm Sendromu’nun Güney Kore versiyonunda, fırtına öncesi sessizliği içine hapsetmeyi başarmış Han-ki, ayrı dünyaların insanı, genç ve masum Sun-hwa’yı ‘alıkoyar’. Ne olduğu konusunda binlerce yıldır fikirbirliğine varılamayan ‘aşk’, bu iki kişide ‘saplantı’ olarak vücut bulur. İşin içine saplantı girince, dünya ikisinin etrafında dönmeye başlayacak ve çift, bu dönüp duran dünyayla uyum imtihanından alınlarının akıyla çıkacaklardır.

Kötü adam, yani Han-ki, Albert Camus’nün ele avuca sığmaz monoloğu Düşüş’teki kahramanın aksine, ‘başkasına kalplerini açamayacaklarından emin olduğunda bırakmaz kadınları’- söz konusu film ekseninde Sun-hwa’yı. Sun-hwa, Han-ki ile başları kesik fotoğraftaki çifte dönüşürken, kendi içinde de evrim geçirir, kadınlaşır, aşığını elinde tutmak için dönüşür, sonunda da o kötü adamı, kötülüğünün en orta yerinde, görünmez zincirlerle bağlar ruhuna. Artık bir başkasına kalbini açamayacak kıvama gelmiştir; işin tuhafı, Han-ki’yi, artık başkasına kalbini ve hatta ağzını açamayacak hale getirmiştir. Film boyunca yalnızca bir kez konuşan Han-ki, Kim Ki-duk erkeklerinin rafine bir örneğidir, Boş Ev’deki küçük kardeşine göz kırpar. Film boyunca aynaların arkasından gözetlenen Sun-hwa, Kim Ki-duk kadınlarının rafine bir örneğidir, Boş Ev’deki sessiz adama kendini bırakan küçük kardeşine selam yollar.

Aşk nedir? Aşk, sebebini bilmeksizin, diğerinin yanında olmak için tüm engelleri aşmaksa eğer, bu ikili birbirine delicesine aşıktır. Bununla beraber, film, nedenle değil, sonuçla ilgileniyor da denebilir. Aşk’a ya da saplantı’ya yorulabilecek tüm göstergeler, bizi filmin şok edici sonuna hazırlar. Öyle bir sondur ki bu, Kim Ki-duk’un, hakkındaki algılarımızla henüz film başlamadan oynadığı genç adam, dünyanın en kötü adamı payesini sonuna kadar hak eder. Başka bir bakış açısıyla ise, uyum imtihanından 100 tam puan almış, içinde bulunduğu şartlardan, aşığıyla yan yana ve dimdik şekilde ayakta durabileceği bir resmin parçası olarak çıkabilmiştir.

Bir erkek bu filmi izler. Bir kadın bu filmi izler. Bir çift bu filmi izler. Sonra birgün, aşk diye tarif edilen şey, dönüşür. Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi, filmde de bu dönüşümün iyiye mi kötüye mi işaret olduğu muallakta kalır. Hani bazen aşk biter de aşık hissedilmiyordur ya artık, bilinmez ki bu dünyanın en kötü şeyidir, ve yine bilinmez ki dönüşülen şey aslında dünyanın en değerli hazinesidir.

Kim Ki-duk, fütursuz bir adam. İki film arasındaki bağları kahramanlarla sınırlandırmamış, mekan kullanımlarına da taşımış olması, yazdığı senaryoların gücünden besleniyor olsa gerek. Nabbeun Namja’da can verdiği çifti, filmin sonunda bir Mustang’e, bir trene, bir uçağa, bir gemiye değil de, sünger yataklı, ekşimik bir kamyonete bindirmesi ve liman liman gezdirmesi ise The Smiths’in hastalıklı şarkısını çağrıştırır: “And if a ten ton truck kills the both of us, to die by your side the pleasure and the privilege is mine/ Ve eğer on tonluk bir kamyon öldürürse ikimizi de, senin yanında ölmenin zevki ve ayrıcalığı bana aittir.”

IMDb: Nabbeun Namja

 

Yorumlar
3 Yorum var! : “Korece Aşk Başkadır”
  1. cat diyor ki:

    nasıl bir filmdir bu, nasıl bir aşk anlayışıdır bu…

  2. Emre Yürüktümen Emre Yürüktümen diyor ki:

    Yazıdan da anlaşılacağı gibi; pek çözebilmiş değilim:)

  3. sevilay karataş diyor ki:

    vayy be gercekten bu filmin böyle yorumlanması karşısında dehşete düştüm.bir an başka bir film izlediğimi sandım ama fotoğraflardan yanlış sayfada olmadığıma emin oldum.gerçekten bu filmi değil 10,1000 belki 10000 kere izlesem bu sonuca varamazdım(bu filmi izlemeye o kadar midem el vermezdi ama…)kötü adam ve üniversiteli kız arasında geçen o olayları ^^uyum imtihanı^^diye basit iki kelimeye sığdırmak daha dehşet verici.söyleyecek birşey bulamıyorum.

Yorum yaz!