betaartı betaartı

Normal Merrick…

O, 27 yaşında öldüğünde tüm kadınların kalbi kırıldı. Adı James Stewart ya da Marlon Brando ya da Clark Gable değildi, yüzünün her hattı, bedeninin her kıvrımı için ayrı ayrı methiyeler de düzülmedi hiçbir zaman, ama o öldüğünde, evet, onu tanıyan tüm kadınların kalbi cız etti.

Sinema tarihinin en güzel açılışlarından birine sahip filmi The Elephant Man (1980), benim de içlerinde olduğum mütevazı bir grup tarafından en güzel David Lynch yapıtı olarak kabul ediledursun, 1890 yılında hayatını kaybeden Joseph Carey Merrick’in en dipsiz bataklıklarda açan çiçek ömründeki ve aromasındaki ve dokunuşundaki hayatı ve zenginliği ve bonkörlüğü, güzelliğin yüceltildiği bu ışıklı ve parlak dünyanın her sokağında dillendirilmeli. Kendisine çevrilen başlarla baş etmesini iyi bilir Joseph, tozlu ve flu aynasını örttüğü keten bezi kaldırdığında onun yüzünde kendimizi görür, onun sesinde ise aşkı buluruz.

Dr. Frederick Treves rolündeki Anthony Hopkins’e âşık olma nedeni olan filmin her karesinde daha da güzelleşir, daha da vazgeçilmezleşir Joseph (Filmdeki adı John’dur ve John Hurt tarafından canlandırılmıştır); Çirkin Betty gibi saçlarını tarayarak, gözlüğünü çıkarıp atarak, kılığına kıyafetine çekidüzen vererek değil, hala görebilen gözlerinden fışkıran aşk ateşiyle ve nezaketiyle gerçekleştirir bunu. Her saldırıyı tatlı diliyle ve kırılganlığıyla geçiştirir, deforme göğsünü gerdiği tüm çirkinlikleri içine hapseder bir daha kimsenin canını yakmasın diye.

Joseph, filmin bir sahnesinde, “İnsanlar anlayamadıkları şeylerden korkarlar” diye buyurur. İnsanlar aşktan, karşılıksız sevgiden, bağışlayıcılıktan, sonsuz hoşgörüden, tevazudan korkarlar; Tanrı tasvirinin de benzer şekilde yapılması, bu tasvir karşısında tir tir titrememiz tesadüf müdür o halde? Yorgun ve yaralı bedenine inen sopalar, yüzüne fırlatılan çaresiz ve boş kahkahalar, sadece sonsuz bağışlayıcılığını tetikler, içindeki aşkın zerresini incitemez. Boynu gibi incecik olan ruhu da bize teslimdir, gözyaşlarımızın içinde saklarız o 21 gramı, 21 gram büyür 21 galaksiye sığmaz iş Joseph’e gelince.

Söz kılıçtan keskindir; Belle & Sebastian gibi bazıları, artık olmayan sevgiliyi kılıçla öldürmektense sözleriyle ağlatmayı tercih ederler. Mrs. Treeves’in tutamadığı gözyaşları ise bataklıktaki o çiçeğin üzerine akar. Alışık olmadığı, beklenmedik bu güzellik, tertemiz bir hayat süren kadını, belki de gerçek aşkla tanıştırır.

John Merrick: [Dr. Treves'in aile fotoğraflarını gördükten sonra] Annemi görmek ister miydiniz?
Dr. Frederick Treves: [Şaşırır] Anneniz? Evet lütfen.
[John küçük bir portre çıkarır]
Mrs. Treves: Ama… O… Mr. Merrick, O çok güzel!
John Merrick: Oh, bir meleğin yüzüne sahipti!
[Üzgün bir şekilde]
John Merrick: Onun için çok büyük bir hayal kırıklığı olmuş olmalıyım.
Mrs. Treves: Hayır, Mr. Merrick, hayır. Sizin gibi aşkla dolu hiçbir evlat asla bir hayal kırıklığı olamaz.
John Merrick: Keşke onu bulabilseydim, böylece burada beni harika arkadaşlarımla birlikte görebilirdi; belki de beni olduğum gibi sevebilirdi. İyi olmak için çok uğraş verdim.
[Mrs. Treves ağlamaya başlar]

David Lynch’in mavi kadifelere sarmalayıp kayıp otobanlardan bulup çıkarttığı en ak, en güzel adamdır Joseph. 1977 tarihli Bernard Pomerance oyununa ve söz konusu filme ilham veren genç adam, filmdeki kadar tane tane konuşamamış olsa da gerçek hayatında, zaten esasında konuşmasına da gerek yoktur. Mrs. Kendal’ın da dediği gibi; Romeo’dur o.

Deforme başını taşıyamayan boynu yüzünden oturarak uyumaya mahkûm Joseph, bir bahar öğleden sonrasında geceliğini giyer, penceresinden sadece çatısını izleyerek maketini yaptığı kiliseye nazır yatağına ‘uzanır’. “Anormal” bir insan gibi yaşasa da, şimdi her zaman hayalini kurduğu şekilde, “normal” bir insan gibi ölecektir…

IMDb: The Elephant Man

 

Yorumlar
1 Yorum var : “Normal Merrick…”
  1. Buse Ece Yaman diyor ki:

    Emre sana çok teşekkür ediyorum. Joseph’e layık bir yazı olmuş. O benim bütün insanlar içinde en çok sevdiğim birkaç kişiden biridir. Tekrar teşekkürler.

Yorum yaz!