betaartı betaartı

Ian Curtis 1980 Mayısında Ölmeseydi Neler Olurdu?

 

Yaşayan efsane: Echo & the Bunnymen

Back to the Future misali zamanda geriye gidilebilse ve Ian Manchester’daki evinin mutfağında boynuna o ipi takmadan önce durdurulabilseydi… Geçmişte yapılacak bu ince ayar modern müzik tarihini nasıl değiştirirdi acaba?

Echo & the Bunnymen ile ilgili bu yazıyı yazma çabasına girdiğimden beri aklıma takılan bu düşünce, müthiş zevkli bir oyun halini aldı. Joy Division müzik yapmaya devam etseydi, kim bilir günümüz müziği nasıl şekillenirdi. Ian Curtis de adaşı Ian McCulloch (Echo & the Bunnymen solisti) gibi halen post-punk köklerinde müzik yapıp zaman zaman da İstanbula gelip konser verir miydi? Hayat daha güzel olmaz mıydı? Kim bilir…

Sırf bu düşünce oyunundan türeyen fikirlerle uzun ve eğlenceli bir yazı yazılabilir ama başka bir sefere kalsın şimdilik. Çünkü bu yazıda 80’lerin post-punk akımında parlayan ve günümüze kadar hala müzik yapmayı sürdürmüş efsane bir gruptan, Echo & the Bunnymen’den bahsedeceğim sizlere.

70’lerin sonunda kendini göstermeye başlayan ve 80’lere damgasını vuran post-punk akımının en önemli gruplarından biridir Echo & the Bunnymen. Aynı zamanda 80’lerde tahtını Manchester’a kaptırmış olan Liverpool müzik sahnesinin de başı dik duran birkaç temsilcisinden biri.

1980 yılında çıkardıkları ilk albümleri Crocodiles, Joy Division’ın fitillediği post-punk akımının en güzel örneklerindendir kanımca. Hemen bir yıl sonra çıkardıkları Heaven Up Here albümü ise gruba hem liste başarısı getiren (İngiltere listelerinde 10 numara) hem de grubun içinde bulunduğu dönemin en iyilerinden biri olacağına işaret eden bir albümdü.

1984 çıkışlı Ocean Rain, Echo & the Bunnymen’in başyapıtı olarak gösterilir. İçinde barındırdığı ve grubun en popüler şarkıları olan The Killing Moon, Silver ve Seven Seas tekrarı zor bir başarı getirdi gruba. Haliyle, 1988 yılında Ian McCulloh gruptan ayrılıp kendi başına takılma kararı alır. 9 yıl boyunca çeşitli denemelerde bulunur grup elemanları, ta ki 1997 yılında orijinal üçlü, Ian McCulloch, Will Sergeant ve Les Pattinson, tekrar bir araya gelip Echo & the Bunnymen’i küllerinden canlandırana kadar. 1997 çıkışlı Evergreen albümü grubu özlemiş eski hayranlarının yanı sıra yeni nesil müzik severlerin de beğenisini kazanmış ve listelerde yine 10 numaraya kadar yükselmişti. 1997’deki birleşmeden sonra grup günümüze kadar 4 albüm daha çıkardı ve halen aktif müzik hayatına devam etmekte.

İlginç ismiyle kalbimi kazanmış bir gruptur Echo & the Bunnymen; içinde gizli bir sevimlilik barındırır. Müzikleri ise her ne kadar karanlık post-punk rüzgârını taşısa da bu gizli sevimlilik Ian McCulloh’un vokallerinde de kendini gösterir zaman zaman.

Cover yapmayı da çok sever Echo & the Bunnymen. People are Strange (The Doors), Paint It Black (The Rolling Stones), ve pek çok The Velvet Underground şarkısı kendine özgü lezzetlerle çeşitli albümlerinde yer almıştır.

Film severlerin de dikkatini çekmiş bir gruptur aynı zamanda Echo & the Bunnymen. The Lost Boys ve Donnie Darko gibi soundtrack albümleriyle de öne çıkmış iki kült filme şarkıları ile iştirak etmesi grubun pek çok kişi tarafından keşfedilmesine ön ayak olmuştur.

Sözün özü, 31 yıllık yaşayan bir post-punk efsanesidir Echo & the Bunnymen. Ama bana sorarsanız, günümüzdeki konserlerinde çoğunlukla ilk 4 albümlerinden şarkılar çalmaları çok şey anlatmakta; efsanenin, kendini efsane yapanın ne olduğunu bilmesi takdir edilesi bir durum. Ne olursa olsun, bir gün fırsat bulup da Echo & the Bunnymen’i canlı dinleme şansı yakalarsanız, emin olun ki 80’lerde yaşayamadığınız o post-punk ruhunu iliklerinizde hissedeceksiniz.

Echo & the Bunnymen: Resmi sitesi, Myspace, Wikipedia

 

Yorum yaz!