betaartı betaartı

Zenginden Alıp Fakire, Alex’ten Alıp BHP’ye!

And maybe someday I will say
I’ll say please, please
Don’t tear your heart from me
Cause it was a crime I never told about the diamonds in your eyes
It’s a crime I never told you about the diamonds in your eyes

Çoğunlukla mis kokulu çiçek bahçeleriyle, hurilerle tasvir edilen ‘Cennet’, kanımca çok daha fazlasına tekabül etmektedir: Öldükten sonra iyi anılmak. Zaman zaman düşündüğüm kendi ölümümün içinde ne kan, ne gözyaşı, ne keder, ne de korku var; ölüm imgesinin kafamdaki karşılığı, yukarıda sözlerinden küçük bir alıntı yapılmış olan The Black Heart Procession şarkısıdır.

Takvimler 2000’lerin başlarını işaret ederken, henüz saçıma aklar düşmemiş, göbeğim çıkmamış, takıntılarımın sayısı iki elin parmaklarını bulmamışken, Eskişehir’deki bir kafede tanışılan bu grubun bu fantastik şarkısı, yıllar yılı, ben öldükten sonra ölümümü kutlamak için toplanan arkadaşlarıma hediye etmek istediğim biricik sürpriz haline geldi. Muhtemelen katlarım ve yatlarım olmayacak, paha biçilmez tablolardan oluşan bir koleksiyon konusunda da şüphelerim var, İsviçre bankaları ise ne yazık ki hala İgdaş, İski faturası almıyor olacak; dolayısıyla sevdiklerime bırakacağım en hakiki anı, kendilerini karşılayan ve “It’s a crime I never told you about the diamonds in your eyes” diye yakaran sesin yankısı olacak.

Bu şarkının şahsım adına değerini anlatmaya kelimelerim yetmez; 29 değil, 129 harflik bir alfabe, 29 değil, 129 senelik bir yaşam lazım gelir belki de piyano sesinin kafamın içindeki çınlamasını izah edebilmem için… Bir şarkıya aşkımı ilan edecek olsaydım, bir şarkı vücut bulsaydı da karşımda ağzımın içine bakıyor olsaydı bağlılığımdan emin olmak için, mesela böyle güzel saçları, güzel bir gülüşü, güzel gözleri olsaydı, güzel dinleseydi ve güzel baksaydı, ben bu şarkıyı seçerdim, ‘Seni seviyorum’ demek için…

2000’lerin başından bu yana kara kalpliler diyarından çok sular aktı; o sular kah A Light So Dim diye şırıldadı, kah The Spell diye. 2006-2009 arasını köprü altlarında geçirdikten ve geçirttikten sonra Six adlı albümle oksijen maskesini burnumuza yetiştiren The Black Heart Procession, 2010 tarihli Blood Bunny/ Black Rabbit ile ise iki ileri bir geri hizasına sabitlemişti hepimizi. Geçen sene bugünlerde benzer bir heyecan içindeydik, şehre BHP (Hazır fonetiği de tutturmuşken, bir siyasi parti olsalardı da 12 Haziran kabusundan kurtarsalardı cem-i cümlemizi!) geliyordu ve bir şeyler yapmalıydı. Dünya güneşin etrafında bir tur daha döndü ve neredeyse bir önceki konserde bulunduğu koordinatlara ulaştı, ve şimdi, yine yeni yeniden: Bir şeyler yapmalı.

1997 yılında Pall Jenkins ve Tobias Nathaniel tarafından kurulan San Diego’lu grubun eli kulağımızda, hava ve kalp sahamıza girmelerine sayılı gün kaldı. 22 Mayıs Pazar akşamı, şampiyonluk kutlamalarına ve ardı arkası kesilmez korna seslerine inat, Ghetto’ya uğramak, tüm tezahüratları bu ruhani gruba yönlendirmek, ‘cennet’e giden yolda gözlerimize birer görünmez elmas daha ekleyecek…

The Black Heart Procession: Resmi site, Wikipedia, Myspace

 

Yorum yaz!