betaartı betaartı

Röportaj: Carmen Souza

Cape Verde’li bir ailenin çocuğu olarak Lizbon’da dünyaya gelen kadife sesli Carmen Souza geçtiğimiz günlerde uzun bir Türkiye turnesine çıktı. Geleneksel Cape Verde müziği ile caz unsurlarını bir arada harmanlayarak oluşturduğu eğlenceli müzik ve iletmek istediği ana mesajı ile insanların kalbini kazandı.  Müzik onun için çok farklı bir anlam taşıyor ve bunu ruhani bir özellik olarak gördüğü için hislerini insanlıkla paylaşmak gibi bir dedi var Carmen’in… Hayatta her şey tek bir felsefeye bağlı: “Ne verirseniz onu alırsınız”.  İşte bu yüzden çok samimi ve içten… Bizimle röportaj yapmayı kabul ettiği için ona teşekkürlerimi sunarak, 17 Mart Romeo Juliet konserinden hemen önce Eresin Otel’de yaptığımız sohbeti sizlerle paylaşmak istiyorum.

İşte Carmen Souza, işte ruhani güzellik…

Öncelikle Türkiye’ye hoş geldiniz.

Carmen: Teşekkürler.

Grup üyeleri ile ilgili çok bilgimiz yok aslında. Evet sizi biliyoruz ama enstrüman olarak bir çok akustik gitar, Fender Rhodes örneğin, acukstik bas, cajon, snare timbal, brush effects kullanıyorsunuz. Bize biraz gruptan bahseder misiniz?

Carmen: Ben gitar çalıyorum, Fender Rhodes, ve bir de bas gitaristimiz Theo Pascal var. Bateriyi ve elektronis bası kullanıyor. Kendisi benimle on senedir çalışan kişidir. Beraber beste yapıyoruz. Müziksel anlamda onunla beraber olgunlaştık.  Onunla aynı müziksel görüşü ve mesajı paylaşıyorum. Tabii bir de Jonathan Idiagbonya var. Kendisi Nijeryalı ama Britanya’da yaşıyor. Oraya küçükken gitmiş. Bateri ve perküsyonda ise İtalya’dan bir müzisyenle çalışıyoruz. Davidi Jovanini. O da Britanya’da yaşıyor.

Aslında bu hoş bir tesadüf. Sizinki gibi. Bu soruyu daha sonraya saklamıştım ama şimdi sormalıyım. Cape Verde’lisiniz ama Lizbon’da doğdunuz. Grup üyeleri de sizinki gibi bir geçmişe sahip. Kökleri Afrika’da. Bu bir tesadüf mü, yoksa böyle bir gruba sahip olduğunuz için kendinizi şanslı mı hissediyorsunuz?

Carmen: Ben kendimi şanslı hissediyorum çünkü hepimiz farklı kökenlerden geliyoruz ve bu da müziğimize yansıyor. Ben müziği müzisyenlere bırakırım ve müziğe kendi geçmişlerini katarak yaratabilmeleri için biraz yer ayırırım. Normalde hepimiz kendimizi müzikle ve verdiği mesajla özdeşleştiririz. Bizler sadece sahneye çıkıp çalan müzisyenler değiliz.  Onlar kendilerini müzikle özdeşleştirip kendilerinden bir şeyler buluyorlar ki bu çok önemlidir biliyorsunuz. Çalmak için toplandığımızda, müzik yapıyoruz. Öyle ya da böyle ben bu insanlarla birlikte çalıştığım için çok şanslıyım. Beni çok destekliyorlar.

Bu da sahnede çok işinize yarıyordur.

Carmen: Kesinlikle öyle.

Az önce söylediğiniz gibi bu sizin Türkiye’ye ilk gelişiniz değil. Ancak bu seferki program biraz daha yoğun. Ankara, Bursa, İstanbul ve sonra da İzmir’le devam edeceksiniz. Türkiye’de zaman nasıl geçiyor. Güzel vakit geçirdiniz mi ya da zorluk yaşadığınız oldu mu?

Carmen: Seyahat, seyahat (Gülüşmeler…) Ama bu çok iyi biliyorsun. Farklı yerlere gitmek ve farklı çevreler, manzaralar görmek her zaman güzeldir.  Önce Bursa’daydık ve çok güzeldi.

Orası benim doğduğum yer bu arada.

Carmen: Ankara’da da çok eğlendik ama biraz resmi bir şehir. İstanbul’dan oldukça farklı. Şimdi de buradayız. Taksim Meydanı’na çok gidiyoruz.

Taksim’i sever misiniz?

Carmen: Evet, enerji dolu ve İzmir’i de çok merak ediyorum.

İzmir daha güzel bir şehir aslında. Bu ana kadar aldığınız tepkiler beklentilerinizi karşıladı mı peki?

Carmen: Evet, çok iyiydi. Çünkü farklı bir dilde şarkı söylesem de, bilirsin, konserlerimizde insanların eşlik edebilmeleri için basit kelime gruplarını söylemelerini sağlıyorum. İnsanlar gerçekten çabuk kavrıyor ve çok sıcakkanlılar. Karşılarındaki müzik çok farklı ve biliyorum ki bir müziğin daha ileri nasıl gideceğini anlayabilirsiniz.  Bu durum biraz farklı çünkü Cape Verde müziği ile caz karışımı bir müzik yapıyoruz. Bu yüzden tamamıyla geleneksel Cape Verde müziği değil. İnsanların alışkın olduğu bir tarz değil ama güzel katılımda bulunuyorlar.

Eğer hislerinizi paylaşmak isterseniz bunu asla kaçırmayız. Hemen anlarız (Gülüşmeler…) Müzik dışında Türkiye ya da İstanbul ile ilgili garip bir şeye rastladınız mı?

Carmen:  Hayır! (Gülüşmeler…) Rastlamalı mıyım? (Gülüşmeler…)

Belki bazen, sokaklarda… Peki, hiç Türkçe müzik dinlemiş miydiniz? Bu konuda fikriniz var mı?

Carmen: Evet şu son birkaç gündür Türkiye’de bulunduğum süre içerisinde televizyonu açtığımda bazen geleneksel müzikleri dinliyorum. Bana çok ilginç geliyor. Seslerin müzikle uyumlu geçişi… Bu gerçekten çok güzel. Ayrıca sokaklardaki barlar da güzel.  Gelen müzikleri duyduğumda biraz daha dinlemek için duruyorum.

Müzikle dolu bir şehir. Peki, kariyerinize geri dönersek, 2005’teki Womad Festivali sizin uluslar arası anlamda ilk konserinizi verdiğiniz festivaldi. O günden bu yana hayatınızda neler değişti? Kendinizi şanslı hissediyor musunuz? Biraz anlatır mısınız?

Carmen: Kendimi kutsanmış hissediyorum. Çünkü bu, her şeyin başlangıcıydı. Burda olmamın nedeni de… Ve benim için çok özel. Çok özel buluyorum. Özel bir tarih. Geçen gün de Theo’ya bundan bahsediyordum. Bu sayede kendi müziğimi yapmaya başladım. Kendi müziğimizi yaparak dünyayı dolaşıyoruz ve bu nedenle kutsandığımızı düşünüyorum. Bilirsiniz, herkesin yaptığı müziği yapmıyoruz, kendi müziğimizi yapıyoruz. İnsanlara bir şeyler anlatıyoruz ve geri bildirim alıyoruz. Bu kutsal bir şey. Ben kişisel olarak hayatın ve müziğin bana hizmet etmesindense, kendimin hayata ve müziğe hizmet ettiğimi düşünüyorum.  Yaptığım şey de tam olarak bu.

Sizin göreviniz.

Carmen: Evet! Hayat almak ve vermekten oluşuyor. Bu çok iyi.

Sizin en büyük ilham kaynağınız Theo Pascal. Onunla ilgili duygularınız neler? On yılı aşkın bir zamandır beraber çalışıyorsunuz. Onun hakkında bir ortak ya da bir öğretmen olarak neler söyleyebilirsiniz?

Carmen: Söylemiştim zaten. En başından beri müzik yapmak hep doğal ve kendiliğinden oldu. O zaman tanışmıştık ve bugün buradayız.  Çünkü sadece düşünüyoruz ve stüdyoya giriyoruz. Eğer o gün bir şeyler çıkaramazsak, orada bırakıyoruz. Ama birçok şehir dolaşabildiğimiz ve yeni şeyler keşfettiğimiz için kendimizi kutsanmış hissediyoruz. Bunlar müziğe taşıyabileceğimiz şeyler. Aynı görüşü ve mesajı paylaşıyoruz. İnsanlara aynı mesajla dokunmak istiyoruz.  Çünkü işimiz sadece taksiye atlayıp konser alanlarını dolaşmak, konser vermek ve sonra da oradan ayrılmak değil.  Bu çok daha büyük bir şey. Biz tanrının bize bu yeteneği verdiğine inanıyoruz.  Biz de müziğimizi ve mesajını yaymak ile yükümlüyüz. B yüzden ‘biz’ den fazlasıyız aslında.

2010 yılında “Protegid” adlı albümü çıkardınız. Geriye dönüp baktığınızda yaptıklarınızdan memnun musunuz? Diğer bir değişle bu albümden memnun musunuz?

Carmen: Evet, evet. İşlerin gidişatından çok memnunum. Çünkü bir albüm yaptığınızda, orada sadece müzik var ama onu hayatınıza yerleştirdiğinizde, müzik muazzam şekilde büyüyor. Bazen CD den dinlediğiniz müzik canlı konserlerde aynı olmuyor. Bu da cazın güzel yanı. Doğaçlamanın güzelliği. Her gün müziğinizi farklılaştırabilirsiniz. Bu benim için çok iyi. Çünkü olgunlaştıkça her gün farklı tatlar alıyorsunuz. Yorgun oluyorsunuz ya da enerjik oluyorsunuz ama her gün farklı hisler içinde oluyorsunuz.

Şarkılarınızı da hislerinize göre yorumluyorsunuz.

Carmen: Evet…

Kayıtlarınızı farklı şehirlerde mobil stüdyolarda yapmışsınız. Bu bize oldukça ilginç geldi. Biraz bunu anlatabilir misiniz?

Carmen: Her zamanki gibi turdaydık ve stüdyoya gidecek zamanımız yoktu. Biz de yanımıza diz üstü bilgisayar, audio interface ve mikrofonlar aldık. Farklı şehirler ve ülkeler dolaştıkça akustiği iyi olan odalarda çalıştık. Kanada’da daha önce de beraber çalıştığımız bir müzisyenle çalıştık. İranlı bir perküsyoncu. Çok iyi bir müzisyen.  Ayrıca New York’ta Omar Souza ile beraber çalıştık. Fransa’da ise Filistinli bir grupla çalıştık… Biliyorsunuz bu oldukça çok kültürlü bir oluşum… (Gülüşmeler…) Bu albüm çok kültürlü bir kimliğe sahip. Bu çok güzel.

Bu yüzden her yerde seviliyorsunuz. Aileniz Cape Verde’li ama siz Lizbon’da doğdunuz. Orada doğmadığınız halde, içinizde o duyguyu ve müziği taşıyorsunuz. Bu müziği çağdaş caz ile birleştirebiliyorsunuz.  Bunu nasıl başarıyorsunuz? İki farklı kültürü ve tarzı bir araya getirmek…

Carmen: Cape Verde’li olan ama Britanya’da ya da Amerika’da yaşayan insanlar… Kültürlerini içlerinde yaşarlar ve yaşadıkları yere kendi kültürel bakış açılarını getirebilirler. Cape Verde’nin müziği ve toplumu, yemekleri ve her şeyi tarafından çevrelenmiş durumdadırlar. Bu tıpkı küçük Cape Verde’ler kurmak gibi bir şey.  Bu çevrede dünyaya gelen Cape Verde’de olmasa bile oradaymış gibi hissedebilir. Ben de Cape Verde müzikleri dinleyerek büyüdüm. Caz müziği de dinledim. Bu ikisinin karışımı çok doğal gelişti. Bununla beraber büyüdüm. Ayrıca 1950’ler ve 1960’larda New York’ta oldukça aktif olan bir piyanistle büyüdüm.  O da Cape Verde’liydi.  Bu yüzden “Protegid” albümünde “A Song for my father” isimli bir parçaya yer verdim.  Çünkü bütün o Cape Verde hissini ve caz müziği taşıyor. Benim için çok zengin. Böyle bir atmosferde büyümek ve iki dünyayı bir araya getirebilmek. Ayrıca Cape Verde müziğini araştırdığımda Afrikalı kölelerin tarlalarda çalışırken söylediği blues ile arasında pentagonik benzerlikler olduğunu gördüm.

Şunu sormalıyım. Ne için müzik yapıyorsunuz? Sizin yaptığınız sadece müzik değil. Kendi içinizde başka bir felsefe. Müzik yapma nedeniniz nedir?  Bu sizin yeteneğiniz mi yoksa bu dünyaya müzik yapmak için mi gönderildiniz?

Carmen: Sanırım bu yetenekle ödüllendirilmişim.. Her gün buna inanıyorum.  Bunu yapmayı sevdiğimi fark etim. O yüzden her gün yapıyorum.

Dinleyici ile aranızdaki bağ her zaman çok güzel ve ilham verici.  Şarkılarınızın çoğunu anlamadığımız halde içimizde bir umut hissi oluyor daima. Bunu nasıl beceriyorsunuz? Bilerek mi yapıyorsunuz?

Carmen: Bu benim yaşam nedenim biliyorsunuz.  Eğer umudumuz olmazsa, bir anlamı olmaz. Ben barış ve insanlarla uyumlu olmak için yaşıyorum. Farklı olmak ve bir fark yaratabilmek için…

Bu yüzden bu şarkıların nasıl bir mesaj taşıdığını öğrenmek istiyorum.

Carmen: Farklı mesajlar içeriyorlar ama insanlık üzerine pratik mesajlar. Hayat aslında çok basit ama biz onu zorlaştırma çabasındayız. Oldukça basit. Ne verirseniz onu alırsınız.  Televizyonu her açtığımda Kaddafi’yi ya da Mısır’da olan olayları görüyorum. Bu insanların umutları, ellerindeki tek şey. Fakat insanlar daha materyalist bir dünyada yaşıyorlar. Ne kadar çok elde edersem, o kadar çok istiyorum.

Yeni projelerinizden bahsedelim. Yolda yeni bir albüm var mı?  Bu arada Belçika ve Almanya’da turneleriniz olduğunu biliyoruz.  Yeni projeler neler?

Carmen: Şu anda birçok turnemiz var ama kafamda yeni projeler de var mesela farklı etkiler üzerinde bir projem var. Çok fazla anlatmak istemiyorum. Çünkü hala belli değil. Theo Pascal ile beraber yürüttüğümüz bir proje. Bu aralar Portekiz ve Cape Verde tarihini araştırıyoruz. Çünkü Portekizliler birçok yer dolaştılar. Çok fazla bilinmeyen bir tarihleri var. Ayrıca Cape Verde’de yaşamış bazı Yahudiler de var.  Bütün bu tarihi bir araya getirmeye çalışıyoruz.

Yaz yaklaşıyor. Katılacağınız festivaller var mı? Belirli bir festival adı var mı?

Carmen:  tüm ajandam aklımda değil ama Amerika’da büyük caz festivallerine katılacağımı biliyorum.  Müziğimi insanlarla paylaşacağım için çok heyecanlıyım ayrıca büyük müzisyenlerle bir arada olacağım. Geçen sene Hollanda’da düzenlenene North Sea Caz Festivali’nde buna benzer bir deneyim yaşamıştım. Harikaydı. Ünlü piyanist Jerome ile beraberdim. Diana Croll da oradaydı.

Dinlediğiniz ve etkilendiğiniz isimler genelde destansı isimler. Cağdaş müzisyenlerden dinledikleriniz var mı peki?

Carmen:  Aslında çok fazla müzik dinliyorum. Özellikle eski caz dinlerim. Ella Fitzgerald, Billie Holiday. Nina Simone… Günümüzden de çok müzik dinliyorum. Mesela Neo Jerome.  Bir caz piyanisti. Çok iyi biri ve bunun gibi çok isim var aklımda.

Albümdeki ilk parçanız “M’sta Li Ma Bo” ve sözlerini anlamasak da, oldukça etkileyici, sakin ve umut dolu bir parça. Tam olarak ne anlatıyor?  Biraz özetleyebilir misiniz?

Carmen: Büyük bir geçmişi var. Polonya mazukasının getirdiği bir ritm var. Ayrıca “Senin için buradayım” anlamına gelen bir mesaj taşıyor. Anlatmaya çalıştığım şey yalnız hissetmek zorunda olmadığınız. Bize hayat boyu süren yolculuğumuz süresince etrafımızı çevreleyen ve yardım eden insanlar var.  Ayrıca güvenebileceğimiz bir Tanrı var.  Bütün bunlar ana mesaj aslında.

Diğer bir deyişle tüm felsefenizi bir şarkı ile açıklıyorsunuz. Sizinle tanışma ve bu tatlı sohbeti gerçekleştirme fırsatına eriştiğimiz için tekrar teşekkür ederiz.

***

Röportaj ve fotoğraflar: Selda Gümüş

Carmen Souza: Myspace

ENGLISH TEXT


Yorum yaz!