betaartı betaartı

Jim Jarmusch Sabrımızı Zorluyor: İspanyolca Konuşmuyorsunuz, Değil mi?

 

30. İstanbul Film Festivali’nin başlamasına sayılı günler kalan şu günlerde festivalin yıllardır en çok sevilen bağımsız yönetmenleri geldi aklıma. Jim Jarmusch bu isimlerden biri aslında. Her sene olmasa da mutlaka onun filmlerine denk geliyoruz bu festivalde. Kara komedi ve B tipi filmlerdeki farklı felsefesiyle her filminde ilginç bir deneme yapıyor. Bazen filmleri sadece siyah-beyaz, bazen de renkli ve suskun. ‘Cool karakter’ yaratma konusunda üstüne yok.

“Stranger than Paradise”, “Dead Man”, “Coffee and Cigarettes”  çok iyi oyunculardan oluşan kadrolara, bu nedenle de iyi tasarlanmış karakterlere sahipler. Sadece karakterler değil, kullanılan müzik seçimi ve mekanlar da oldukça yoğun işlenmiş ve etkileyici. “Stranger than Paradise” filminde 16 yaşındaki Eva, New York sokaklarında elinde kocaman bir kasetçalarla ilerlerken fonda Screaming Jay Hawkins çalar.  Aynı uyum “Dead Man”de Johnny Depp’in vahşi batıda uzun yürüyüşleri sırasında dinlediğimiz Neil Young bestesinde de geçerlidir. Sadece bir gitar solosundan oluşan bu şarkı tabiri caiz ise ‘cuk’ oturmaktadır.  Aslında ‘cuk’ oturan sadece müzik seçimleri değil, karakterler için seçilen oyuncular da bu filmlerin etkisini arttırıcı özellikte. Jim Jarmusch bu konuyu şöyle açıklamış verdiği bir söyleşisinde:

Ben önce bir hikâye tasarlayıp yazmak, onu senaryo haline getirmek ve sonra o senaryoya uygun oyuncular seçmek yerine, önce karakterlere kafa yormaya başlayıp, daha sonra onlar hakkında bir hikâye kurmayı ve yazmayı seviyorum.”

Bu güçlü karakterleri fark etmemek imkansız olurdu zaten. “The Limits of Control”ün ilginç olan kısmı, kirli iş çeviren bir adamın varlığı ve  her seferinde, “Usted no habla Español, verdad? (İspanyolca konuşmuyorsun, değil mi?) diyerek söze başlayan insanlarla girdiği anlamsız diyaloglar. Söylenen sözler ve anlatılanlar kesinlikle dolu ve bilimsel gerçekler üzerine yorumlar yapılıyor. Karşıdakinin söylediklerinden bir şeyler anlamaya çalışmamıza gerek yok. Zira, baş karakterin donuk tutumu ve önünde duran iki espresso fincanı ile oturması bizi daha çok çekiyor. Bu kahramanın adı yok, ‘yalnız adam’ diye biliniyor. Amacı uğruna ordan oraya savrulan bu yalnız adam, trenden  taksiye, uçaktan otobüse, otel odalarından İspanya sokaklarına dolaşıp duruyor. Amacı belli ve bu öyle bir amaç ki, odasında her gece onu bekleyen Paz De La Huerta gibi bir kadını bile reddedebiliyor.

Filmin adının neden ‘Kontrol Limitleri’ olduğu ise ana karaktere bakılarak çözülebilir. ‘Yalnız adam’ her gün tai-chi yapar, espressosunu iki ayrı bardakta içer, cep telefonu kullanmaz, fazla konuşmaz. Kendisini kontrol eder bir başka deyişle. Fakat her ne kadar kendisini kontrol etse de bilinmeyen bir amaç uğruna büyük bir istikrarla çıktığı bu yolculukta kimlerle karşılaşacağını, ne gibi insanlarla muhatap olacağını bilemez. Sadece kendisinden istenilen saatte istenilen yerde bulunur ve gerisi gelir. Karşısına çıkanlar ise Tilda Swinton, Gael Garcia Bernal ve Bill Murray gibi insanlar olunca da tadından yenmez tabii. Lakin filmin yavaş akması kontrolümüzün değil belki ama sabrımızın limitlerini zorlamıyor değil.

Jim Jarmusch bağımsız sinemada yarattığı farklı bakış açısıyla klişe sinema tekniklerine de bir savaş açmıştır aslında. Klasik Amerikan sinemasını reddeden bu samimi yönetmenin kendine has tarzı, karakterlerine de yansımakta. İşte bu nedenle her filminde karşılaştığımız baş kahraman karizmatik ve sağlam karakterli, amacına ulaşmak için sabırla bekleyen kelimenin tam anlamıyla ‘bir başka Jim Jarmusch’…

IMDb: The Limits of Control, Jim Jarmusch


Yorum yaz!