betaartı betaartı

Şunu Şunu İzledim, Bunu Bunu Beğendim

 

Mesele 30. yıl olunca, insan geriye dönüp bir bakmak istiyor İstanbul Film Festivali’nin tarihçesine…

İstanbul Film Festivali ilk kez 1982 yazında, İstanbul Festivali kapsamında, “Sanatlar ve Sinema” temalı altı filmin gösterildiği bir “Film Haftası” olarak gerçekleştirilir. Etkinliğin “Uluslararası İstanbul Sinema Günleri” adı altında İstanbul Festivali süresince devam ettiği 1983 yılında, bir ay boyunca sinemaseverlere 36 yabancı film sunulur.

1985 yılında Şakir Eczacıbaşı’nın önayak olmasıyla programa biri uluslararası diğeri ulusal olmak üzere yarışmalı iki bölüm eklenir. Festivalde ilk kez verilen büyük ödül Altın Lale’yi 1984 adlı filmiyle Michael Radford kazanır.

1989 yılı başında ise “Sinema Günleri”,  ”Uluslararası İstanbul Film Festivali” adını alır. Her şey çok güzel giderken 1995 yılında üzücü bir olay olur ve İKSV’nin yönetim kadrosunda bulunan Onat Kutlar, teröristlerin düzenlediği bir bombalı saldırıda hayatını kaybeder.

İstanbul Film Festivali, 25. yılını kutladığı 2006 yılında, Türk sinemacıları Avrupalı yapımcılarla buluşturan bir platform olan Köprüde Buluşmalar’ı başlatır ve bu sayede Köprüde Buluşmalar kapsamında düzenlenen seminerlerde Türkiye`deki işbirliği olasılıklarını araştıran Avrupalı yapımcılarla Türkiye`deki meslektaşları ortak yapım olasılıklarını ve planlanan projelerde bugüne kadar karşılaştıkları zorlukları tartışma olanağı bulurlar. Köprüde Buluşmalar kapsamında, ilk kez 2008 yılında ödüllü bir uzun metrajlı film projesi geliştirme atölyesi düzenlenir. Bu etkinlikler sayesinde festival, Avrupa’dan ve Türkiye’den yapımcı, yönetmen, senarist ve kurum temsilcilerini atölye ve seminerlerde bir araya getirerek bir yandan da ortak yapımlara zemin hazırlıyor.

İstanbul Film Festivali’ni kurulduğu ilk yıldan itibaren yurtdışından birçok yabancı sinemacı, oyuncu ve yapımcı ziyaret etti. Bu konuklar arasında Claudia Cardinale, Catherine Deneuve, Gérard Depardieu, Harvey Keitel, John Malkovich, Jeanne Moreau, Greta Scacchi, Sophia Loren, Bernardo Bertolucci, François Ozon, Paul Schrader, Tsai Ming-liang, Park Chan-wook, Neil Jordan, Jane Campion, Alain Robbe-Grillet, Bertrand Tavernier, Carlos Saura, Nanni Moretti, Theo Angelopoulos, Paul Cox, Abbas Kiarostami, Jerry Schatzberg, Yusuf Şahin, Emir Kusturica, Elia Kazan, Nikita Mikhalkov, Ken Russell, Roger Corman, István Szabó, Krzysztof Kieślowski, Nagisa Oshima, Ettore Scola, Michelangelo Antonioni, Peter Greenaway, Stephen Frears, Gus Van Sant, Alexander Sokurov, Jerzy Skolimowski, Mark Caro, Marco Bellocchio, Klaus Maria Brandauer, Tony Gatlif, Todd Solondz, Elia Suleiman, Jane Birkin ve daha sayamadığım birçok isim yer aldı.

Evet, maalesef bu sene Emek Sineması programda yok ama film gösterimleri Atlas, Beyoğlu, Fitaş salonları, Nişantaşı City’s ve Kadıköy Rexx sinemalarında devam etmekte…

Festivalin izlenmesi şiddetle tavsiye edilen filmlerine, bir de izlendikten sonra onaylanan filmlerine bir göz atalım. Tabii bir de şiddetle onaylanmayan filmlerimiz olacak ama zevkler görecelidir tabii.

Varan 1: Konukseverlik

Tokyo’da çalışan küçük ve mütevazı bir ailenin o güne kadar başına gelen en tuhaf şey küçük kızın papağanını kaybedişidir. Fakat evlerine o yabancıyı aldıkları günden itibaren işler değişmeye başlar. Önce nereli olduğunu bilmedikleri karısını evlerine alırlar, sonra da bir gece içinde onlarca turist… Çok geçmeden kendi evlerinde misafir olurlar. Misafir anlayışına yeni bir bakı açısı getiren bu kara komedinin izlenmesi şiddetle tavsiye edilir mi? Edilir.

Varan 2: Elveda Taypey

2010 Berlin NETPAC Asya Sineması Ödülü, 2010 Deauville Jüri Ödülü, 2010 San Francisco Asian-American FF İzleyici Ödülü, 2010 Barcelona Asian FF En İyi Film, 2010 Dallas Asian FF En İyi Film ödüllerini toplayan bu film üzerine anlatacak çok şey yok aslında. Paris’e taşınan kız arkadaşının yanına gidebilmek için kendi kendine Fransızca öğrenmeğe çalışan bir gencin terk edildiğini öğrenince Paris’e gitmek için mahalle mafyasının haşmetli babasından yardım alır fakat bu sefer de peşine polis ve diğer gangsterler düşer. Bu kadar tehlikeli görünen senaryonun ilginç olan kısmı ise tehlikeden uzak şirin bir romantik komedi oluşudur.  Bu saf ve şirin aşk hikâyesi tavsiye edilir mi? Edilir.

Varan 3: Kadının Fendi

Yönetmen Nigel Cole’un ellerinden –bu kısımda İngiliz komedisinin kuvvetli bir referans olduğunu düşünerek hareket edelim-   çıkan bu filmle sosyal adalet için savaşan kadınların ilk feminist hareketlerinden birine kahkahalar içerisinde tanık oluyoruz. 1968 yılında İngiltere’deki Ford fabrikasında çalışan kadın işçiler eşit hak arayışı içine girerler ve işler beklemedikleri şekilde gelişince savaşlarına sonuna kadar devam ederler. Kadının yerini arama ve kabul ettirme çabası üzerine kahkaha ve dram yüklü bir film. Sizi kalbinizin bir yerlerine dokunan bu film, arada bir ağlatabilme özelliğine de sahip. Tavsiye edilir mi? Şiddetle edilir.

Varan 4: Hayatımız

2010 Cannes’da en iyi erkek oyuncu ödülünü alan Elio Germano’nun kuşkusuz filme katkısı çok büyük. Baştan söylemekte yarar var, film biraz ağır ilerliyor gibi gelebilir.

2007 İstanbul Film festivali’nden hatırladığımız Kardeşim Tek Çocuk adlı filmin yönetmeni Daniele Luchetti’den yine dokunaklı bir film. Bir banliyö hikâyesi olan bu film bir ailenin beklenmedik kaybı nedeniyle yaşadığı dramı anlatıyor.  Çok mutlu ve birbirine delicesine âşık bir çift, düzenli giden bir hayat ve iki çocuk… Başrol oyuncumuz Claudio’nun eşi üçüncü çocuklarını doğururken ölür ve çocuklarını büyütmeye çalışan Claudio zor günler geçirir.  Aynı zamanda bir işçi sınıfı hikâyesi olan filmde gerçek ve çirkin hikâyelere de tanık oluyoruz. İzlenmeli mi? İzlense iyi olur.

Varan 5: Buz Sesi

2010 Venedik Venice Avrupa Sinemaları-En İyi Avrupa Filmi

Joe Black misali kanserin hastasını bizzat ziyaret ettiği bir film. İlginç bir konu olunca gerisi zaten kendiliğinden geliyor ve kara, kapkara bir komedi sunuyor bizlere. Kanser bu adamı tanımak için onunla bir süre yaşamaya geldiğini söyler ve evine yerleşir. Adamın zaten karışık olan kafası iyice karışmıştır. Aynı zamanda hizmetçisinin de aynı hastalığa yakalanmasıyla iki kanser ve ve iki ölümlü hep beraber aynı evde yaşamaya başlarlar. Evde duyulan yoğun ses ise kanser hastası olan bu adamın buz kovası içerisinde elinde gezdirdiği şarap şişeleridir. İzlenmesi şiddetle tavsiye edilir.

 

Yorum yaz!