betaartı betaartı

Röportaj: Gevende

Gevende, cheese cake gibidir. İçinde çiçekli bir bahçesi olan kafeteryada akşam dinlenir. Gecelik parçaları da olur ama o vakit ruhun dengesini bozar. Ayrıca Gevende andan öte, ruhun o haldeki durumuna göre dinlenir. Kimseye ruh halin hakkında açıklama yapma zorunluluğu duymadığın anlarda, anlaşılamayacağını düşündüğün anlarda ve kimsenin senin durumunu hissedemeyeceğini düşündüğün zamanlar gibi. Hiç bir insanın tasasını sıkıntısını çekip dinlemek istemeyenlerin müziği gibi, ‘özel mülk, girmeyin rica ederim’ dermişçesine…

Bu çiçekli bahçeli kafeterya, bu özel mülk, nasıl sen dinlemeye anlamlar yüklüyorsan, çalmaya anlamlar yüklüyor. Gent’te bir festivalde, Yunanistan’da, Portekiz’de, İngiltere’de ya da bilumum Avrupa ülkesinde, Fethiye’de bir şenlikte, Zeytinli’de, orda burda, ruhunun dengesini bozmaya hazır kalabalığın önünde acıtatlıhayat ezgilerini çalıyor. 2011 yılını, ikinci albümleri Sen Balık Değilsin ki ile açan 2010-Eskişehir doğumlu beş kişilik-li (Ahmet Kenan Bilgiç/ gitar, vokal- Okan Kaya/ bas gitar, geri vokal- Gökçe Gürçay/ vurmalılar- Ömer Öztüyen/ viola ve Serkan Emre Çiftçi/ trompet) grup, Sanki’siyle, Esinti’siyle, Akvaryum’uyla, “sen balık değilsin ki” diyor ama dinleyenleri sudan çıkmış balığa çevirmeyi de bir borç biliyor…

Giriş yazısı: Ceren Çetinkaya

Röportaj: Gevende adına; Ahmet Kenan Bilgiç – Okan Kaya

***

Öncelikle, henüz taze sayıldığı için ikinci albümünüz “Sen Balık Değilsin ki” ile başlamak istiyorum. İlk albümünüzden sonra yaklaşık 5 yıllık bir süre geçti. İlk albümün, kişisel ve dinleyicileriniz açısından tatmin anlamında devamını getirebildiğinizi düşünüyor musunuz?

Dinleyiciler için bir şey söylemek çok zor. Eminiz ki beğenen de vardı beğenmeyen de :) Ama bizim açımızdan, kendimizi eskiye nazaran daha iyi ifade ediyor olmak çok mutlu eden bir durum. Hem yeni parçalar hem de yeni oluşturduğumuz sound bize bunu hissettiriyor. Bu da bize motivasyon ve dolayısıyla devamlılık getiriyor.

Artık tek albümlük, tek güzel albümlük bir grup değilsiniz. Her yeni albümde sizin için beklentiler daha da artacak; bu sorumluluktan nasıl besleniyorsunuz?

İkinci albüm öncesi bu sıkışıklığı yaşadık aslında. Her şeyin sonunda sezgilerimize güvenip yine içimizden geleni yaptık. Direnç ve ardından serbest bırakmanın rahatlığını yaşayarak besleniyoruz anlayacağın :)

Süreçten bahsedebilir misiniz biraz? Bu albümü hazırlarken ne kadar rahattınız? Özgüveninizi kaybettiğiniz ya da ilk albümdeki standarttan dolayı umutsuzluğa kapıldığınız oldu mu?

Aslında bu sorduklarının hepsi oldu. Bütün kayıt süreci sırasında bir taraftan da hayat aktığı için hiç stabil bir ruh haline sahip olamadık. Ama parçaları da bu ruh hallerinde yaptığımız için onlara yakışan bir kayıt süreci oldu. Bize sadece doğru zamanda doğru parçayı kaydetmek kaldı.

Çok saçma bir soru olduğunun gayet farkındayım ama bir Gevende hayranı olsaydınız, en çok beğendiğiniz şarkı hangisi olurdu yeni albümden?

Bu soruya Kayahan’dan bir alıntıyla cevap vermek yakışır o zaman; “Hepsi bizim bebeklerimiz. Hiçbirini ayıramam” :)

“Sanki” adlı şarkınız bende her an Eddie Vedder vokale girecek hissi uyandırıyor. Elbette ki Nusrat Fateh Ali Khan etkisinden bahsediyorum. Kavvali ve Nusrat Fateh sizin için neler ifade ediyor? Bu ikiliye bağlılığınızın temelinde sadece müzikal zenginlik mi yatıyor, yoksa felsefesi de sizi kendisine çekiyor mu?

Çok güzel zaman geçirdiğimiz ve her an eğlendiğimiz günleri hatırlatıyor. Gevende’nin kurulduğu, bazı şeylerin dibine vurduğumuz (olumlu manada), okulun ilk zamanlarını hatırlatıyor. Temelinde ise müzikal zenginliğin bize hissettirdikleri ve düşündürdükleri yatıyor galiba.

Pop, TSM, Fantezi, Halk Müziği gibi ana müzik türleriyle ve Top-5’leriyle büyümüş bir nesil olarak, alt kategorizasyonlara nasıl yaklaşıyorsunuz? Yaptığınız müziği tek etikette toplamanın zorluğu sizi herhangi zor durumlara sokuyor mu?

Sadece röportajlarda zor anlar yaşatıyor :) Zaten biz fantezi yapıyoruz bu arada.

Bildiğim kadarıyla çok çok farklı mekânda, festivalde ve ülkede konserler verdiniz. Yaptığınız müziğin yarattığı coşkuya bağlı geçici şuur kayıpları da göz önünde bulundurulursa, hatırladığınız en tuhaf konser izleyicisi görüntüsü neydi?

Masaların üzerinde peçeteler saçanlarda oldu, gerçekten bütün konser boyunca boş boş bakıp konser bittiğinde halen ne olduğunu idrak edemeyenler. İnsanoğlu cins cins.

Böylesine adrenalin yüklü konserlerden hemen sonra kuliste neler dönüyor, hava nasıl oluyor? Bize küçük bir temsil sunmanız mümkün müdür?

Tabii ki yüksek oluyoruz ve bir süre beşimiz dışındakilerle iletişim kurmakta zorlanıyoruz.

Gevende kayıtları dışında, birçok yan projede de yer alıyorsunuz. Kısa filmler, seyahatler, müzikal birliktelikler. Hayalinizdeki hayatlara ne kadar yakınsınız? Tüm bunları bir arada yapıyor olmak sizlere neler katıyor?

Hayalindeki hayatı yaşıyor olmak müzisyen için imkânsız gibi sanki. Lisedeyken sahnede gitar çaldığını hayal edip şimdi başka şeyler hayal etmek gibi. Hayal zaten hep önden gidiyor. O yüzden hayallerimize hep aynı uzaklıktayız. İstediklerimi yapabiliyor olmak bize motivasyon ve tatlı bir özgüven katıyor herhalde.

Ortaya çıktığınız günden bu yana sürekli benzetmelere maruz kalıyorsunuz; Turkish X, Turkish Y… Bu benzetmeler sizi ne yönde etkiliyor? Ya da sizin kulağınıza da ulaşmış yorumlardan en çok hoşunuza gideni hangisi oldu?

Bu benzetmelerle hiç ilgilenmedik galiba. Yorumlardan çok komik olanlar var özellikle bazı sözlüklerde.

Seyahate çıkmayı çok seviyorsunuz, hatta Nepal’e kadar uzanan bir yolculuğunuz da oldu. Yollarda neler dinlersiniz peki? Müzik sizin için eminim ki çok farklı anlamlar da taşıyor bu bağlamda…

O sıralar ne dinliyorsak onlar oluyor tabii ki. Mesela Nepal’e giderken Frou Frou ve Bonobo dinliyorduk. Öyle mistik şeyler falan değil tabii ki.

Şarkı sözlerinize eşlik edebileni zaten doğrudan gruba dâhil ettiğinizi düşünüyorum! Gerçi yeni albümle birlikte bu kırıldı ama konserlerinizde tüm hayranlarınızın bir ağızdan şarkılarınızı söylemesini istemez miydiniz? Şarkı sözleri konusunda bundan sonraki grup politikanız ne olacak? =)

Gevende: Müziğimizdeki her element gibi sözler hakkında da düşünerek karar vermiyoruz. Nasıl istiyorsak o an, parça nasıl çıkıyorsa… Bir kere ilk albümdeki bir şarkıyı ezberlemişler Ankara’da. Biz çalarken onlar söyledi ve biz söyleyemedik :)

Şarkı sözü demişken, işte beklenen Nayu sorusu… Yakın tarihte bir konserde ismini vermek istemediğim bir müzisyen tersten okuduğu kısa bir şarkıyı seslendirdi ve alkış kıyamet koptu. Sizse bunu çok seneler önce yapmıştınız; bu tersten okumanın hikâyesini 500. kez bir de bizim için anlatabilir misiniz? Ve bu konuda ilham aldığınız ya da bildiğiniz başka örnekler var mı?

Şarkının düzü güzel tınlamıyordu melodide. Tersten söyleyince melodiyle çok güzel bütünleşti. Tek olayı bu. Böyle şeylerin bizim alamet-i farikamız olmasını çok istemiyoruz aslında. Biz müzik yapıyoruz. Bunlar ufak espriler müziğin içinde. İsteyen bunların altını çizip nemalanabilir.

Önceki sayımızda Take Away Shows ile ilgili bir yazı da bulunduğunu düşünürsek; bunu size sormamak olmaz. Bize bu oluşumdan, nasıl katıldığınızdan ve sonrasından bahsedebilir misiniz?

Ara sıra oradan videolar izlerdik. O kadar. İsimlerine hiç dikkat etmemişiz. Onlar bizi bulduklarında tanımadık haliyle. Çok doğal bir buluşma oldu. Onlar bizi çok az tanıyordu biz de onları. Böyle olunca biz çalarken onlar bizden daha sonra videoyu görünce biz de onların işinden çok etkilendik. Halen arada mailleşiriz sevdik birbirimizi baya.

Türkiye çıkışlı değil de Avrupa’dan olsaydınız farklı yerlerde olabileceğinizi düşünüyor musunuz hiç?

Evet.

Türkiye demişken, Eskişehir’e gelelim. Artık 10 yıllık bir grupsunuz ve sizden sonra Eskişehir çok değişti! Artık yabancı ünlü grupların ve müzisyenlerin de turne durağı olabiliyor. Eskişehir, bundan 10 sene önce de bir kafede otururken Black Heart Procession şarkısı duyduğunuz bir yerdi evet ama sizden sonraki üretkenlik artışı hakkında ne söylemek istersiniz? Sizin de büyük payınız var bunda elbette ki…

Eskişehir’de bizi izleyen ve takip eden bir kuşağa lokasyonun önemi olmadığını, yapmak istediklerini yapmaktan başka elimizde hiçbir şeyin olmadığını hissettirdik galiba. Eskişehir büyüyor ama orayı Eskişehir yapan ‘samimiyet’ten uzaklaşmadan bunu çözmesi lazım. Yoksa prefabrik alışveriş merkezlerinin, daha çok insan almaya odaklı eğlence merkezlerinin ve şuursuz bir kitlenin istilasına uğrayacak gibi.

Eskişehirli gruplar ile irtibatınız nasıl? Tecrübeli bir grup olarak destek verdiğiniz ya da teşvik ettiğiniz gruplar var mı?

Arkadaş olduklarımızla görüşüyoruz tabi. Öyle deme yahu, ne tecrübelisi, biz daha çok genciz ve galiba sadece kendi işlerimize odaklanıyoruz şu an. Ha birileri soru sorduklarında elimizden geldiği kadar yardım ediyoruz tabii ki.

Anadolu Üniversitesi çıkışlı olduğunuzu biliyorum. Üniversitelilerle çok içli dışlı olan, çeşitli üniversitelerde birçok konser veren bir grup olarak, şu 10 sene içinde ne gibi farklar gözlemliyorsunuz üniversitelerde ve üniversiteli profilinde?

Rektörler değişiyor, güvenlik görevlileri değişiyor, eğitmenler değişiyor, kafeterya sahipleri, servisler değişiyor ve tabii öğrencilerde değişiyor. Ama bizim okuduğumuz zamanki özgürlük hissinin tersine doğru. İlk senemizde Conk Bayırında kanyak içerdik rektörlüğün önünde son sene okulun içinde sigara satılmıyordu. Üniversitede!!!

Eskişehir, İzmir, İstanbul, Ankara gibi büyükşehirlerin dışına ya da üniversitelerin dışına çıktığınızda ne gibi sahnelerle karşılaşıyorsunuz? Çok gezen bilir diyerek aslında sizden bir Türkiye gençliği değerlendirmesi istiyorum sizden son olarak.

Aslında Türkiye içinde bu şehirler dışında çok sık konser verme imkânı bulamıyoruz. Verdiğimiz zamanda inanılmaz bir ilgi görüyoruz oralarda. Çünkü bu çeşit etkinlikler çok az oluyor oralarda.

Peki, gelecek projelerinizle bitirmek istiyorum röportajı. 10 sene, sayısız konser, 2 albüm, kısa filmler… Yakın ve orta vadedeki projeleriniz neler? Gevende, ikinci 10 yılını nasıl karşılayacak?

Uzun vadede istediklerimiz var tabi ki. Ama inan şunu şunu yapacağız demiyoruz. Bir fikir geliyor aklımıza ve onun heyecanı ile gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Zaten böyle böyle ilerliyor. Geriye dönüp bakınca “vay be neler yapmışız” diyebiliyoruz. İleriyi düşününce halen hiç bir şey yapmamışız gibi. :)

Röportaj için çok teşekkür eder, başarılarınızın devamını dileriz.

***

Gevende: Resmi site, Myspace

 

Yorum yaz!