betaartı betaartı

Let England Shake: Dünya’nın Rengi, O Gün Kan Rengiydi

 

“Çok büyük savaşların yaşandığı yerlerin kendine has bir sessizliği, dinginliği vardır. Yaşanan tüm kötülüklere tanıklık etmiş rüzgârın sessizliğidir bu. Binlerce insanın kanının suladığı toprakların dinginliğidir bu. İnsanlığın utancını üzerine almış doğanın durgunluğudur.” Polly Jean Harvey’nin şubat ayında çıkardığı Let England Shake albümünü dinlerken aklımdan ilk geçen düşüncelerdi bunlar.

Shuffle alışkanlığının alıp başını yürüdüğü günümüze inat, PJ Harvey etkileyici bir konsept albüm ile karşımızda Let England Shake ile. Albümdeki 12 şarkıda da, en vahşi sömürgeci ülkelerden biri olan İngiltere’nin yürüttüğü politikalarla yüz binlerce, belki de milyonlarca insanın ölümüne neden olan savaşların acısını anlatıyor PJ. İngiltere’nin sömürgeci politikalarının sonucu yaşanan savaşlar ve bu savaşların etkilediği insanların hikâyeleri var şarkılarda; Çanakkale Savaşı’ndan günümüzde Afganistan’da yaşananlara kadar uzanan bir zaman diliminde…

Let England Shake, PJ Harvey’nin sekizinci stüdyo albümü. İngiltere’nin Dorset şehrinde, okyanusa bakan bir yamacın tepesinde, eski bir kilisede kaydı yapılmış. Konsepti kayıta yansıtmak için mükemmel bir seçim olmuş bu. PJ’in uzun zamandır beraber çalıştığı müzisyenler John Parish, Jean-Marc Butty ve Mick Harvey bu albümde de yer almış. Albüm genelinde hissedilen müzikal olgunlukta bu durumun etkisi olduğunu söyleyebiliriz.

PJ’in daha önceki albümlerinden alıştığımız, kişisel duygusal tecrübelere yönelik şarkıların yerine tamamen politik ve eleştirel şarkılar sıralanıyor albümde. PJ’in iyi bir söz yazarı olduğu konusunda şüphem yoktu zaten ama Let England Shake ile bu özelliğini en üst seviyeye çıkarmış olduğunu görüyorum.

Albüme isim babalığı da yapan açılış parçası pek lezzetli vokali ve eleştirel sözleriyle dinleyeni hemen etkisi altına alıyor. Hemen arkasından gelen ve bence albümün en başarılı şarkılarından biri olan The Last Living Rose ise kullanılan askeri bando ritimleri ve nefesli çalgılarla albümün konseptinin hakkını sonuna kadar veriyor.

Albümde yer alan All and Everyone, On Battleship Hill ve The Colour of the Earth, İngilizlerin Gelibolu’da bile bile ölüme yolladığı Anzak askerlerine ve onlara karşı cesurca çarpışan, vatanını korumak için vücutlarını siper eden Türk askerleri için yazılmış ağıtlar gibi. In the Dark Places, iç acıtıcı vokali ile savaştan dönmeyen askerlerin kayıp ruhlarına sesleniyor. Albümü kapatan son cümle ise tam bir özet niteliğinde: The colour of the earth that day, it was dull and browny red. The colour of blood, I’d say (O gün dünyanın rengi, donuk ve kahverengiye çalan bir kırmızıydı. Aslında kan rengiydi diyebilirim).

Let England Shake, bu aralar karşımıza çok sık çıkmayan niteliklere (müzikal ve lirik olarak) sahip bir albüm. Shuffle’cı neslin alışmakta zorluk çekeceği, 40 dakikalık tek bir bütün şarkı olarak da görebiliriz bu albümü. Fakat tüm bunlar bir yana, savaşın ve emperyalizmin iğrençliğine değinen bir albüm ve sırf bu yüzden sevilesi…

***

01. Let England Shake
02. The Last Living Rose
03. The Glorious Land
04. The Words That Maketh Murder
05. All and Everyone
06. On Battleship Hill
07. England
08. In the Dark Places
09. Bitter Branches
10. Hanging in the Wire
11. Written on the Forehead
12. The Colour of the Earth

***

PJ Harvey: Resmi site, Wikipedia, Vikipedi, Myspace

 

Yorumlar
3 Yorum var! : “Let England Shake: Dünya’nın Rengi, O Gün Kan Rengiydi”
  1. Emre Yürüktümen Emre Yürüktümen diyor ki:

    Tamam evet, hepsi birbirinden güzel ve tam da Mehmet Ali’nin dediği gibi, albümü tek solukta dinlemek gerekiyor içine topyekün dalabilmek için ve zaten de öyle oluyor. Ama 6. şarkıya, yani On Battleship Hill’e gelindiğinde bir sonraki şarkıya geçmek zaman alıyor. İki gündür o geçişi sağlayamamış biri olarak, kendimden biliyorum!..

  2. Mehmet Ali Börtücene mehmet ali bortucene diyor ki:

    on battleship hill gercek bir agit gibi zaten. albumun en iyilerinden. bu arada, sarkida sozu gecen yeri gelibolu’da gormus olmak daha da fazla etkiliyor insani…

  3. ebru diyor ki:

    Battleship Hill’de PJ’in sesinin onlu yaşlarındaki soprano sesli bir erkek çocuğunun sesini andırıyor olması, tam da bu şarkıda bu şekilde kullanılmış olması bilinçli bir tercih midir bilmiyorum. Şarkıda bahsi geçen yerin neresi olduğuna da emin değilim ama kafamda sadece Kanlısırt’taki Ağustos taarruzları canlanıyor. Oradan yaz-kış eksik olmayan rüzgarın sesi. O muhteşem doğa ve (hiç değilse bana) hala kırmızı-kahverengi gözüken toprakların insana verdiği o tarifi imkansız, inanılamayacak derecede dingin ve aynı anda bir o kadar baş döndürücü, ve tam da bu sebeple tuhaf ama hep huzur dolu his.

    Bunları birleştirince, genç yaşında hayatını kaybetmiş bir erkek çocuğun sonsuza kadar sürecek olan şarkısında Lone Pine’dan rüzgara karışan sesini dinliyormuşum gibi geliyor; Battleship Hill çaldığında. Tüylerim diken diken oluyor desem az bile demiş olurum.

    PJ hiç Gelibolu Yarımadası’na gitmiş midir bilmiyorum. Fakat stüdyo kaydıyla insanı bu kadar etkileyen, elinden tutup Gelibolu Yarımadası’na götüren şarkıların, o yarımadanın sessizliğinde canlı yankılanması fikri beni gerçekten benden alıyor. Bir takım ütopik hayaller…

Yorum yaz!