betaartı betaartı

Röportaj: The Gadsdens

Hayatımıza The Sailor Song ile girmiş olan Doğu Londralı indie-pop grubu The Gadsdens debut albümlerini çıkartmak üzere. 2007 yılında kurulan The Gadsdens özellikle Myspace, YouTube, Facebook gibi sosyal medya ve paylaşım sitelerini çok başarılı bir şekilde kullanarak kendilerinden ve güzel müziklerinden bizleri haberdar etmeyi basardılar. Jody Gadsden (vokal), Simon Neilson (piyano), David Roman (davul), Barney JC (gitar) ve Jihea Oh’dan (bas) oluşan grup elemanları insanın yüreğine dokunan şarkılar yapmakta. Şarkılarda özellikle inanılmaz yumuşaklıktaki vokal ön plana çıkmakta.

2011 yılında kesinlikle takip edilmesi gereken ve çıkartacakları debut albümle büyük bir patlama yapmalarını beklediğimiz The Gadsdens’in dünyasına, grubun beyni ve vokalisti Jody ile yaptığımız röportaj ile konuk olduk.

Merhaba Jody. Hikâyeye en baştan başlayalım… The Gadsdens isminin senin soyadından geldiğini biliyorum. Peki, grubun kuruluşu nasıl oldu, anlatabilir misin?

Simon ve ben birkaç yıl önce bir partide tanışmıştık ve müzik hakkında konuşurken ileride bir noktada beraber çalışma konusunda anlaşmıştık. Yaptığımız ilk ortak çalışma Bronski Beat’in “Small Town Boy” adlı şarkısını Simon’ın bir arkadaşının yönettiği kısa film için coverlamak oldu. Beraber müzik yapmaktan keyif aldık ve bir grup kurma kararı aldık. Grubun geri kalan elemanları ise zaman içerisinde bize katıldı.

The Gadsdens’in müziğini tarif etmeni istesem?

The Gadsdens’in sound’unu tek bir kalıba sokmak zor. Acıklı aşk şarkıları, neşeli indie-pop parçaları ve filmvari müzikler yapıyoruz. Müziğimizin köklerinin eskilerin şarkıcı/besteci (singer/songwriter) janrına dayandığını düşünüyorum. Yürekten, içli, renkli sözleri olan ve bir o kadar da melodik şarkılar.

The Sailor Song’u 2008’de ilk defa dinlediğimde kendi kendime hayretle “vokaldeki bu ses Tracy Chapman mı yoksa?” diye sormuştum. Buradan yola çıkarak Tracy Chapman’ın müziğinize etki etmiş bir sanatçı olabileceğini tahmin ediyorum. The Gadsdens’in müziğini etkileyen şarkıcı ve grupları öğrenebilir miyiz?

Aslına bakarsan Tracy Chapman’ı benim üzerinde etkisi olmuş bir müzisyen olarak görmüyorum. Kim olduğunu elbette biliyorum ve gerçekten ayırt edici bir sesi var ama hiçbir albümü yok bende. Aslında grubun elemanlarının hepsi bireysel olarak çok farklı sanatçılardan etkilenmiştir diyebilirim. Pixies’den PJ Harvey’e, REM’den The Cardigans’a pek çok grup… Günümüz gruplarından Vampire Weekend ve Joan As Police Women da bunlara eklenebilir.

The Sailor Song sizin ilk single’ınız. Naçizane görüşüm, bu şarkı 2000’lerin en iyi şarkılarından biriydi. Bu şarkının arkasındaki hikâye nedir?

Çok teşekkür ederim! The Sailor Song grup olarak beraber kaydettiğimiz ilk şarkıydı, bu yüzden hepimizin kalbinde ayrı bir yeri var. Bir başkası için yeteri kadar iyi olamamanın anlatıldığı acı tatlı bir şarkı aslında. İç gözlem ve kendine acımanın ağır bastığı türden ama şarkının “çok kederliyim” gibi damar bir şarkı olmasını da amaçlamamıştım yazarken. Yine de, hepimiz kendimizi bir kişiye veya duruma karşı isyan ederken bulmuşuzdur mutlaka.

Güzel ve yumuşak melodisine karşın The Sailor Song’un sözleri insanı acıtıyor. Sözlerin özellikle kendini ilişkisine adamış sadık âşıklara hitap ettiğini düşünüyorum. Peki ya sen, gerçekten aşık olduğunda kendini her gramına kadar karşısındakine teslim eden biri misin? (The Sailor Song’un “I lost every ounce of myself” sözlerine gönderme)

Burada sadece kendi adıma konuşabilirim ve cevabım başlangıçta hayır. Muhtemel bir sevgili adayı ile yeni tanıştığınızda o insana güvenmek hiç de kolay bir şey değildir. Birçoğunun gizli saklı gündemleri olabiliyor ve bu durum benim daha temkinli olmama neden oluyor. Ama açıkçası, karşındaki insanla aynı düzlemde olduğunuz anda, evet, kesinlikle kendinizi her gramınıza kadar vermelisiniz, aksi halde, bir ilişkinin anlamı ne?

İlk albümünüz üzerinde çalıştığınızı ve çok yakında bu albümün piyasaya çıkacağını biliyoruz. Merakla beklediğimiz bu albümle ilgili bazı ipuçları verebilir misiniz?

Halen adını koymadık ama birkaç güçlü aday isim arasında gidip geliyoruz. Albüm daha önce Coldplay, Morrisey, Amy MacDonald gibi sanatçılarla çalışmış Danton Supple prodüktörlüğünde yapıldı ve Aralık 2010’da Stockport’ta kaydedildi. Grup olarak ilk defa albüm kaydı yapmış olmakla beraber ortaya çıkan sonuçtan oldukça eminiz. Bu kadar iyi bir sonucun çıkmasında grup olarak kendi içimizdeki çalışma tarzının yanı sıra Danton’un bize olan profesyonel yaklaşımı ve becerisi ile içimizden harika performansları çekip çıkarması da etkili oldu diyebilirim. Albüm bir bütünlük içinde, zengin ve daha önce dinlediğim müziklerden çok farklı. İçerisindeki cezbedici unsurlar ve pop tınıları ile de birçok farklı kesime hitap edeceğini düşünüyorum albümümüzün. Ortaya çıkan sonuçtan çok memnunuz ve gurur duyuyoruz bu albümle. Üstelik son çalışmaların tamamlanmasına ve piyasaya çıkmasına da çok az kaldı.

Bir Bee Gees şarkısı olan To Love Somebody’nin coverı ile karşılaştım Youtube’da, sanırım bir arkadaşının düğününde söylüyorsun bu şarkıyı Jody. Kanımca, videonun kötü ses kalitesine rağmen, senin yaptığın bu coverı Nina Simone’unkinden daha çok beğendim. Başkalarının şarkılarını coverlamak konusunda ne düşünüyorsun ve çıkmak üzere olan ilk albümünüzde hiç cover şarkı olacak mı?

Şarkıları coverlamak hoşumuza gidiyor, ama açıkçası önceliğimiz kendi bestelerimiz. Cover şarkılarıyla tanınan bir grup olmak kesinlikle istemiyoruz. Albümde hiç cover şarkı yok, ama kayıt sırasında Bugsy Malone filminde yer alan “Ordinary Fool”un bir versiyonunu da çaldık. Bu şarkı ileride bir single için b-side olabilir.

Danton ayrıca The Passions’ın “I’m in Love with a German Filmstar” adlı şarkısını da coverlamamızı tavsiye etti ve fikir olarak da benim eyleme dönüştürmek istediğim bir şey bu. Ayrıca Patti Smith’in “Because the Night” şarkısının da canlı kaydını yapmayı çok istiyorum. Bakalım, göreceğiz…

Cover şarkılardan bahsetmişken, orijinalinden daha iyi olduğunu düşündüğünüz bir cover şarkı var mı?

Hmmm, aklımda taze olduğu için hemen söyleyeyim, Adele’nin en son yaptığı Cheryl Cole coverı, “Promise This” bence muazzam. Özellikle Promise This’te kullanılan autotune’a karşın şarkının çok güzel bir melodisi olduğunu ortaya çıkarmış bu cover. Adele’nin bu aralar yaptığı her şeyi çok beğeniyorum. Eğer kadın olsaydım onun şarkı söyleyen sesine sahip olmak isterdim.

Kendi yaptığınız müziği dinlemediğin zamanlar ne tür şeyler dinliyorsun?

Bugünlerde bütün CD’lerimi yeni laptopuma yüklüyorum (eski laptopum yandığı ve ömrünü tamamladığı için). Ve böylelikle yıllar önce dinlediğim bazı albümleri yeniden keşfettim. Mazzy Star’ın “So Tonight That I Might See” albümü, varlığını bile unuttuğum eski ABBA albümleri… Genellikle Spotify’dan müzik dinliyorum. Patty Griffin’in “Downtown Church” albümü ve John Grant’ın “Queen of Denmark” albümü özellikle dinlediğim albümler bu aralar. İkisi de çok özel ve istisnai güzellikte.

Londra heyecan verici bir şehir. Bugünlerde Londra’da nerelere takılıyorsun?

Doğu Londra’da yaşıyorum ve çoğunlukla bu bölgede takılıyorum: Hackney, Dalston, Bethnal Green vb. gibi. Arkadaşlarımın hemen hepsi de bu bölgelerde yaşıyor. Yapacak çok şey var ve herkesin keyfine göre bir şeyler bulması mümkün.

Daha önce hiç İstanbul’a ya da Türkiye’nin başka bir yerine geldin mi? İstanbul ve Türkiye hakkında düşüncelerin neler?

Evet, 2004 yılında Bodram’a gitmiştim. Doğru yazılışı böyle miydi? Gerçekten çok güzeldi, yemekler inanılmazdı ve insanlar dostçaydı. Yakın bir zamanda Türkiye’ye tekrar gitmeyi istiyorum, umarım ki grupla beraber gideriz ve orada canlı konserler de veririz.

İlk albümünüz çıktıktan sonra The Gadsdens’i İstanbul’da görmeyi çok isteriz. Buraya gelme konusunda herhangi bir planınız var mı?

Hayır, kesin bir plan yok. Albümün nasıl satacağına bakacağız ama bir Avrupa turnesi yapacağımız zaman Türkiye’ye de gelmek gerçekten müthiş olur.

Bu röportaj için zaman ayırdığın ve bizi The Gadsdens’in dünyasına soktuğun için çok teşekkürler. En kısa zamanda görüşmek üzere.

***

The Gadsdens: Wikipedia, Myspace, Facebook

ENGLISH TEXT


Yorum yaz!