betaartı betaartı

Röportaj: Mashrou’ Leila

 


Müziğinizden konuşmaya başlamadan önce, Lübnan’daki havayı sormak istiyorum. Muhtemel bir iç savaş hakkında haberler okuyorum… Durum ne kadar ciddi?

Bu tip olaylara, burada Lübnan’da artık bir nevi bağışıklığımız var. Ülke, Hariri suikastinin ve 2006 yazındaki İsrail saldırılarının akabindeki gelişmelerin ardından, son birkaç yıl içinde kültürel ve ekonomik olarak yeniden çatırdamaya başladı. Hâlihazırdaki duruma, kitlesel anlamda bir çeşit ilgisizlik var şu anda- ama yine de korku kaçınılmaz. Bir şeylerin gerçekleşmesi, bir tehdit, silahlı bir adamın bir diğerini vurması, iç savaş, patlamalar gibi ihtimaller var. Şu an itibariyle çok fazla gerilim söz konusu ama ben bu aşamada kalacağını düşünüyorum. Hiç ummadığınız anda olaylar gelişir ve şu anda herkes gözünü haberlere dikmiş, felaketlerin gerçekleşmesini bekliyor- bunun zamanının geldiğini düşünmüyorum henüz.

Türkiye’nin de dâhil olduğu yedi ülkeden politikacılar arabuluculuk adına (!) bir araya geldiler. Bu, Lübnan’da nasıl yankı buldu?

Arabuluculuk bir şaka gibi- en azından Orta Doğu’daki duruma saygılarımızla- bölgede sözü geçen ülkelerin, dünyanın geri kalanına güçlerini sergiledikleri bir oyun bu daha çok. Dış güçler ülkelerin politikalarına müdahil olduğu sürece iyi niyet bulmak imkânsız- farklı partilerin isimlerini vermeye de gerek yok, günde 24 saat haberlerdeler zaten.

Lübnan’da olanlarla bir ilgisi olduğunu sanmıyorum ama Tunus’taki halk ayaklanması için ne düşünüyorsunuz?

Tunus ayrı bir hikâye. Orada olup bitenler çok ilginç- bu, son yıllarda Arap dünyasında gerçekleşen tek devrim olabilir. Online sosyal ağlar, insanların iletişim kurmalarında ve bu isyanı organize etmelerinde büyük bir rol oynuyorlar- ilk kez bir ülkenin insanları birlikte ayakta duruyorlar- yabancı bir süper gücün zorlamasıyla değil. Bundan, eğer ki terörizm veya din vb. sloganlarla sekteye uğratılmazsa iyi bir şeyler çıkmasını ümit ediyorum. Gelecek nesillere bir kapı açabilir- sadece Tunus’ta değil, tüm Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinde.

Orta Doğu’nun geleceğini nasıl görüyorsunuz? Ufukta bekleyen bir barış var mı?

Bu çok zor bir soru. Şiddet kaçınılmaz. Çok fazla nefret, çok fazla öfke var; işlerin iyiye gitmesi için kâğıtlar, anlaşmalar imzalayan insanlar olsa da- bunların öylece yok olup gideceklerini düşünmüyorum. Her yerde kan var- ve insanlar olanları unutmayacak. Hayatlarımıza devam ediyoruz, her zaman biz ve onlar diye, iyi ve düşman diye ayırıyorlar; bu çeşit bir ayırım olduğu sürece, barış da olmayacak.

Ve bunu Lübnan açısından da sorabiliriz; Lübnan halkına baktığınızda, kendi geleceğiniz hakkında neler görüyorsunuz?

Lübnan, çok fazla lidere, çok fazla mezhebe, çok fazla siyasi partiye sahip küçük bir ülke. Ve haberleri takip eden birçok insan var. Kararlar bizim yerimize veriliyor, bizim tarafımızdan değil. Komşu ülkelerle sürtüşmeler olduğu sürece, bizim kararlarımız bir şekilde baskılanacak. Çok kötümser görünmek istemem. Aynı zamanda, bu ülkedeki gençlik kültürel olarak inanılmaz işler yapıyor ve umuyorum ki yazı turayı kazanacağız ve bazı şeyler değişecek.

Sabrınız için teşekkür ederim… Şimdi müzik hakkında konuşalım… 2008’de bir üniversite projesi olarak başladığınızı biliyorum. Sizi çok yakından tanımayanlar için, ilginç hikâyenizi ve grup isminizi bize anlatabilir misiniz?

Her şey, 2008 yılında Beyrut Amerikan Üniversitesi’ndeki Mimarlık ve Grafik Tasarım öğrencilerinin bir projesi olarak başladı. Çalışmalarımızdan ve ülkenin o zaman içinde olduğu şartlardan dışarıya açılan bir nevi baca gibiydi. Muhtelif kültürel ve müzikal altyapılardan insanlar bir araya geliyor ve sadece eğleniyorduk. Müziği, yeni yaratıcı fikirler, zihnimizi ve dilimizi seslendiren kelimelerle birlikte çalan melodileri takip eden ritmler çıkarmayı deneyebileceğimiz bir tasarım projesi olarak görüyorduk. Proje, ilk başta asla bir gruba dönüştürülme niyetinde değildi- kampüsteki küçük bir kalabalığın önündeki ilk performansımıza kadar. Kulaktan kulağa ve internet üzerinden sosyal ağlar yoluyla oluşan heyecan ve sonrasındaki çılgınca alkışlar, bu bir gecelik projenin devam etmesi gerektiğine karar vermemizi sağladı. Kampüsteki konserlerden Beyrut’un dört bir yanındaki konserlere, sonrasında ise, TV ve radyolarında Arapça pop dışında hiçbir müziğin çalınmadığı, Lübnan’ın birçok farklı kasaba ve şehirleri başta olmak üzere, Ürdün ve Mısır’da da konserler verdik. 2009’da Lübnan modern müzik yarışmasında jüri ve halk oylamalarını kazandık ve ilk albümümüzü çıkardık. İsim, yani Mashrou’ Leila, Arapça’da ‘bir gecelik proje’ anlamına geliyor- ama Leila aynı zamanda hala Arap Edebiyatında, şiirinde ve çocuk kitaplarında varlığını sürdüren bir kadın ismi- üç aşağı beş yukarı Arap gençliğinin ve hikâyelerinin bir temsili.

Wikipedia’ya göre, şarkı sözleriniz tartışmalar yaratıyor. Size, şarkı sözlerinizin merkezinde neler olduğunu sorsam? Bunu birkaç örnekle açıklayabilir misiniz lütfen…

Şarkılarımız Beyrut’taki tecrübelerimizden bahsediyor ve kendi gerçekliklerimizi tasvir etme konusunda dürüstüz. Şehir, seks, aşk, güvenlik, savaş, cinsellik, din, tarikatlar, politika, göçmenlik ve Beyrut’taki yaşamlarımızı şekillendiren diğer küçük şeyler hakkında konuşuyoruz. Verdiğimiz birçok konserin sonunda, insanlar anlattığımız durumları, şarkı sözlerimizin yarattığı imgeleri kendileriyle özdeşleştirmeye başladılar –ve ilk kez, kendi kültürleri içinde kendilerini ve düşüncelerini temsil eden bir şeyler olduğunu hissettiler- ve bizim için tüm o geri dönüşleri almak gerçekten harika. Ama aynı zamanda, birçok muhafazakâr insan bizim dürüst sözlerimizden rahatsız oldu- bu konuların hiç tartışmaya açılmamasını dilerlerdi- bir sessizlik anlaşması istiyorlar, tıpkı buradaki medya gibi ve hiçbir şey konuşmamak. Bazı şarkılarda küfrediyoruz, gizli cinsel detaylar hakkında şarkılar söylüyoruz, alışılmamış aşktan bahsediyoruz- insanlar gerçek dünyada olup bitenleri kabullenmeye ihtiyaç duyuyorlar.

Şarkı sözleriniz yüzünden hiç baskı altında hissettiğiniz oldu mu?

Lübnan’daki birçok konser sırasında, Beyrut dışındaki daha tutucu şehirlerde, şarkılarımızı sansürlememiz istendi. Bazen sansürlüyoruz, bazen sansürlemiyoruz; bu, durum hakkında kendimizi nasıl hissettiğimize göre değişiyor. Ve elbette ki seyircilerin vereceği tepkiler hakkındaki öngörülerimize göre. Ürdün ve Kahire’de de sansür uygulamak zorunda kaldık. Beyrut’ta yaşayan insanların daha toleranslı olduğunu düşünüyorum, ama Arap dünyasının geri kalan kısmına çıktığınız anda işler çok daha karmaşıklaşıyor- neyi nasıl söylediğinize, kime yönlendirmeniz gerektiğine filan dikkat etmeniz gerekiyor. Bunun zamanla değişeceğini umuyorum.

Sizin müziğinize benzer örnekler Lübnan’da çok fazla var mı? Hem şarkı sözü hem de müzik türü anlamında…

Atölyeye ilk başladığımızda, radyolarda ve televizyonlarda duyduğumuz Arapça pop şarkılarından farklı bir şeyler çalmak istiyorduk- plastik kadınlarla çakma maço Arap erkeklerin kusursuz aşklarından, kusursuz dünyadan bahseden şarkılardan. Aynı zamanda, bizlerin farklı müzikal altyapıları, dil ve şarkı sözü seçimlerimiz, sound’umuzu orijinal bir hale getirdi. Lübnan’daki çoğu grup ya batı gruplarını cover’lıyordu ya da kendi orijinal müziklerini yapıyorlardı ama İngilizce ya da Fransızca olarak. Hepsi birbirine benziyordu. İngilizce ya da Fransızca’nın yanında Arapça şarkılar yapmaya çalışan sadece birkaç grup vardı ama bunlar çok kısa süreli deneyimler olarak kalmıştı. Bunlardan biri 90’ların sonu, 2000’lerin başında var olan Soapkills’ti. Cesur kararlar alma konusunda yolu bize onlar açtı ve gençken bizler için büyük bir ilham kaynağı oldular.

Beyrut’ta nasıl karşılanıyorsunuz? Genç nesli ve müzik piyasasını kastediyorum. Onlardan yeterince destek görüyor musunuz

Burada Lübnan’da genç nesilden çok büyük destek görüyoruz. Tanıdıkları herkesle müziğimizi paylaşıyorlar; online olarak, kulaktan kulağa- birçoğu kalabalıklar halinde her konserimize gelip bizi ve çalma nedenlerimizi desteklediler. Beyrut’ta bir Ermeni mahallesi olan Bourj Hammoud’daki çelik bir ambarda çaldığımız Aralık 2009’daki albüm çıkış konserimizde yaklaşık 1800 kişi vardı ve ilk parti albümlerimizin tamamı daha o akşam tükendi. Alternatif grupların 100-200 izleyici bulabildiği bu kadar küçük bir ülkede yaşadığımız düşünülünce, Beyrut’taki en büyük alternatif müzik konseriydi. Pastik fantastik Arap pop müziği dinleyip genelde alternatif müziklerle –alternatif burada ‘değişik’ anlamında- ilgilenmeyen insanların yanı sıra, alternatif müzik ve kültür camiasından birçok kişi de bizleri desteklediği için çok şanslıyız.

Bu yüksek kalitedeki cesur müzikle, İngilizce ya da bir başka ticari değeri olabilecek bir dilde söyleyebilirdiniz. Neden Arapça? Özel bir nedeni var mı?

Konuştuğumuz gibi şarkı söylüyoruz. Arapça bizim dilimiz. Şarkılarımızda anlattığımız hikâyeler başka bir dilde anlatılamaz. Arapça’da ve özellikle de Lübnan lehçesinde İngilizce’ye çevirilemeyecek tabirlerimiz var. Bu bizim için bir seçimdi- küçükken bir ayrılık sonrasında dinleyebileceğimiz Arapça şarkılar olmadı hiç; gerçek olan, kültürümüzden, deneyimlerimizden bahseden şarkılar… Onun yerine batı rock, caz ya da elektronik müziği dinledik. Ve bir değişiklik yapmak istedik, hikâyeler anlatmak istedik. Arapça, insanlar için bir kimlik oluşturabilecekleri tek şeydi.

Bunu sormam lazım: Beyrut müzik piyasasından kimleri önerirsiniz? Favorileriniz kimler?

Beyrut müzik camiasında birçok harika grup var. Soapkills, çok cüretkâr İngilizce, Fransızca ve Arapça sözlere sahip bir trip hop ikilisiydi ama birkaç sene önce dağıldılar ve üyeleri şu anda farklı müzik projeleri üzerinde çalışıyorlar. Bir diğer harika ikili, İngilizce sözlere sahip bir elektro rock grubu olan Lumi- müzikleri, kendi tarzlarında birçok orijinaliğe sahip. Doğaçlama yoluyla, değişik enstrümanlar kullanarak sound’lar, ritmler yaratan müzisyenlerin bir ortak girişimi var [Mazen Kerbaj, Sharif Sehanoui, Raed Yassin]. Ve elbette ki sözünü etmeye değer, Zeid and the Wings’ten Tania Saleh, Scrambled Eggs, Fareeq el Atrash’a, büyük potansiyele sahip alttan gelmekte olan birçok genç gruba kadar, daha birçok müzisyen var. İnsanlar önümüzdeki seneler için onlardan Beyrut müzik piyasası adına çok şey bekliyor.

İlk albümünüzü çıkardığınızdan ve Byblos Festivali’nde sahne aldığınızdan bu yana, grup nelerle meşgul? Neler yapıyorsunuz?

Byblos Festivali’nde ana grup olarak sahneye çıkan ilk yerel grup bizdik. Bir iki gün sonrasında Gorillaz’ın çaldığı sahnede olmak harikaydı. İçlerinde o zamanki başbakanın da olduğu 3500 kişilik bir kalabalık vardı. Briçok genç insanın, kendilerini, inançlarını ve seçimlerini ifade etmek için beklediği konser buydu. Salt müzikten ya da bir konserden çok daha fazlasıydı. Bir gençlik hareketi gibi bir şeydi.

Bu noktada, müziğimizle ileri doğru yol almakla, yeni sound’lar, yeni dokular denemekle ilgiliyiz daha çok. Kaydettiğimiz yeni şarkılarımızın prodüksiyonunu üstümüze aldığımızdan bu yana, son iki sene boyunca edindiğimiz bilgilerin de yardımıyla müzikal olarak gelişiyoruz. Biz tam zamanlı müzisyenler değiliz- mimar, grafik tasarımcı ve bir de mühendis olarak kendi uzmanlık alanlarımız var- Lübnan’da müzik yaparak geçim sağlamak bizler için kolay değil. Mimarlık ile müziği dengelemek için elimizden geleni yapıyoruz, geri ve ileri. İkisi de bir öğrenme ve ilerletme süreci gerektiriyor; biz değişiyoruz, müziğimiz değişiyor. İki sene önce, ilk başladığımız zamanlardaki çocuklar değiliz.

Önceki soruya paralel olarak= Videolarınız, şarkı sözleriniz ve sound’un kendisi, tamamıyla çok güzel görünüyor. Peki, gelecek planlarınız ne?

Byblos’tan ve aldığımız harika geridönüşlerden sonra, bunu sürdürmeye mecbur hissettik- an itibariyle yeni şarkılar kaydediyoruz, yeni bir video üzerinde çalışıyoruz ve ilkbaharda çıkacağımız MENA (Middle East and North Africa/ Orta Doğu ve Kuzey Afrika) ve umuyoruz ki yazın gerçekleşecek Avrupa turneleri için hazırlanıyoruz- ve tabii sonrasında da piyasaya çıkacak yeni işler için. Albümümüz iTunes’da var ve yakında MENA ve Avrupa’ya da fiziksel olarak dağıtıma geçmiş olacağız.

Yazarlarımızdan Özge Esen, ipod’larınızı kopyalamak için müsaadenizi istiyor! Çok geniş bir müzik arşiviniz olduğunu düşünüyor, gerçekten öyle mi?

Doğru. 7 ayrı müzik zevkine sahip 7 ayrı kişiyiz; bu yüzden doğaçlama çalma seanslarımız bazen tartışmalarla dolu geçiyor ama bu, her şeyi süper eğlenceli hale getiriyor. Müziğin neye benzeyeceğini bilmemek. Geleceğe giden yol buJ Ipod’larımızdaki müzikler oldukça çeşitli: Arabic Tarab, Asmahan, Oum Kalthoum, Abdel Halim, Muse, Tool, Arcade Fire, Radiohead, Bjork, Balkan müzikleri, Ermeni müzikleri, klasik müzik, caz, blues, tarab, elektronik- hepimizin ipod’larını bir araya getirirseniz, neredeyse her şey- hepsini saymayayım.

Videolardan bahsetmişken,’Raksit Leila’nın videosundaki patlıcanların anlamı nedir?

Raksit Leila çok kendine özgü bir şarkı, çünkü Beyrut’tan, hiç alışılmadık bir şekilde bahsediyor. Daha çok şehrin absürt bir sürreal canlandırması. Şarkı bir bütün olarak bir anlam ifade etmiyor ama her bir sözcük grubu, pop kültüründen politikaya, atasözlerine kadar Beyrut’taki yaşamın belirli yönlerini tasvir ediyor. Dolayısıyla patlıcan, bugünlerde insanların her şey hakkında şarkı söylediklerini kastediyor, patlıcan hakkında bile- yani, her şey için gizli bir reçetenin olduğu bir patlıcan kültürü oluşmuş gibi.

Türkiye’de bir hayran kitleniz var mı? Bu konuda geri dönüşler alıyor musunuz?

Facebook sayfamızda Türkiye’den yaklaşık 120 üyemiz var- istatistik sayfamızda bu bilgiler var- bazıları Lübnan’da bulunmuş ve sanıyorum ki onlar da arkadaşlarına bizim müziğimizi yaymışlar. Müziğimizin tüm MENA bölgesine, Avrupa’nın ve Amerika’nın bazı kısımlarına yayıldığını bilmek çok güzel. Tüm bu yerlere gitme ve konserler verme fırsatını bulmak da harika olurdu. Facebook ve Youtube üzerinden, yaşadıkları yerlere gidip konserler vermemizi isteyen insanlardan çılgınca istekler alıyoruz. Bunu gerçekleştirmek harika olur. Umuyoruz ki Türkiye’de de çalmaşansı buluruz- kültür, müzik, yemek, hikâyeler gibi birçok konuda bir sürüşey paylaşıyoruz. Ve yine son zamanlarda, Suriye lehçesiyle dublajlanmış olsa da Türk dizileri Lübnanlı annelerin kalplerinde yer etmiş durumda. Dolayısıyla yakın bir zamanda orada konser vermek harika olurdu.

***

Mashrou’ Leila: Blog sayfası, Wikipedia, Myspace, Facebook sayfası

ENGLISH TEXT


Yorumlar
2 Yorum var! : “Röportaj: Mashrou’ Leila”
  1. ali erhan düzel diyor ki:

    arap kökenli olmam ve arapçayı iyi konuşabilmem beni arap kültürüne yönlendirdi,Çeşitli arap ülkelerinden birçok sanatçı dinledim fakat bu gurup çok daha farklı bir tarzda müzik yapıyor. eminim bu röportaj türkiye konserini getirecektir.En büyük hayallerimden biri bu gurubun konserinde bulunmak :) sn Emre Yürüktümen emeğinize sağlık. sizinle tanışmak isterim.

Trackbacks
Check out what others are saying...
  1. [...] Son albümlerini de inceleyince “işte ben buna kaliteli müzik derim!” diyor insan. 2013’te Babylon‘a ve 2014’te Bronx‘a olmak üzere 2 kere İstanbul’a gelen Mashrou’ Leila belki yine gelir. Ayrıca grup hakkında ayrıntılı bir röportajda şurada bulunmakta. [...]



Yorum yaz!