Depp’in “Deep” Erkekleri : betaartı
betaartı betaartı

Depp’in “Deep” Erkekleri

Hepimizin yakından tanıdığı, sokaktaki adamın bile “Haaa şu korsan olan adam!” dediği 1963 Kentucky doğumlu John Christopher’dan olma Betty Sue’dan doğma sevgili Johnny Depp…

Sayısız filme imza atmış atarken  bugün bilinen en iyi kült karakterlerin yaratıcısı olmuş, kaliteli seçimler yapmış, doğru yönetmenlerle çalışmış (Nasıl ki her şampuan markası her tipe gitmiyorsa her yönetmen de her oyuncuya  gitmeyebilir felsefesiyle hareket etmiş!!!) sahip olduğu o şaşkın ifadeyle suratını çemçük ederek girdiği rollerde doğallığı her zaman yakalamış ve seyirciyi kendisine  inandırmış ve bağlamıştır.  Bilinen ilk rolü olan 1984 Nightmare On Elm Street’te Glen adında bir kurban olarak başlayan yolculuğu… Ed Woood’dan Edward Scissorhands’e oradan Don Juan’a, William Blake’e,  Donny Brasco’ dan Sleepy Hollow’ a, Jack Sparrow’dan Willy Wonka’ya, Corpse Bride’da animasyon olsa da bizde derin izler bırakan Victor Van Dort’a, Sweeny Todd’dan Alice In Wonderland’da karşımıza çıkan şapkalı terzi Mat Hadder’e ve şimdi de The Tourist’teki pasif rolüyle Frank Tupelo’ya kadar bin bir çeşit kılığa bürünmesini sağlamıştır. B tipi karanlık filmlerin yönetmeni Tim Burton ile 1990 yılında bir araya gelmiş ve arkasından Yavuz Turgul-Şener Şen ya da Martin Scorsese-Leonardo Di Caprio ikilileri gibi 9 filmlik beraberlik sergilemiştir ki, biz bu beraberliğin bir ömür sürmesini temenni ediyoruz. Aslında bu bir bakıma doğru da olabilir çünkü Tim burton Johnny Depp’in kendisini en iyi oynayan oyuncu olduğunu bildiği için onunla yıllardır çalışmaktadır. Nitekim ünlü yapımcı Scott Rudin zamanında Depp’ten bahsederken “Aslında temelde Johnny Depp tüm filmlerinde Tim Burton’u canlandırmaktadır” demiştir bir keresinde.

Oyunculuktaki üstün başarısını kimi eleştirmenlerin iddia ettiği gibi Steve McQueen usulü jestleri sayesinde elde etti ya da etmedi. Her şey bir jestten ibaret olamaz ya… Önemli olan izleyiciye kendini benimsetmek, kabul ettirmek. İşte o yüzden yıllardır kılıktan kılığa giren Johnny Depp kimi zaman psikopat bir yönetmen olmuş, kimi zaman karanlık bir savaşçı, kimi zaman ateşli bir genç âşık, kimi zaman mütemadiyen sarhoş bir korsan, kimi zaman saf bir casus… Bir anlamda toplumun içinden bir karakter…  Ama her zaman o şaşkın ifadeye sahip…

Biraz da bu unutulmaz karakterleri tanıyalım gerilere giderek…

***

Kod adı: Edward Scissorhands

“I am not finished”

Ürkütücü görünümlü masum ve iyi kalpli canavarın hikâyesi… Bir nevi modern Güzel ve Çirkin hikâyesi. Belki de Pinokyo… Belki de Frankenstein… Gotik görünümlü, beyni ve kalbi olan ama elleri yerine makas parmakları olan bir makine. İyi niyetle kötü işler yapan ve hüznü gözlerinden okunan saf bir karakter… O buzdan heykeller yaparken etrafta hep bir şeyler uçuşan, uçuştukça hüznünü daha çok anlatan bir karakter. Kısacası insanlar arasındaki yabancı… Edward çok yaşlı bir mucit tarafından icat edilir. Mucit ona bir insanın ihtiyacı olan her şeyi verir. Bir tek şey hariç: Elleri. Ne kadar üzücüdür ki Edward tamamlanamadan mucit ölür. Yıllar sonra Peg Boggs adında bir bayan, Edward’ı bulur ve yaşadığı renkli yer Suburbia’ya getirir. Burada saç kesebilme yeteneğini kullanarak ünlenir sosyalleşemeye ve Peg’in kızı Kim’e âşık olmaya başlar. Kim’i çok sever kim de ona karşı boş değildir ama Kim’in en basit isteğine bile şu cevabı vermek zorundadır:

Kim: Hold me.

Edward: I can’t.

Kim’in zalim erkek arkadaşı yüzünden toplum tarafından tam kabullenilmeye başlanmışken her şey değişir ve bu dünyaya ait olmadığını anlar. O hep yalnızdır çünkü farklıdır ama kasaba kadınlarının saçlarının yegâne tasarımcısıdır.

***

Kod adı: Ed Wood

Filmler onun tutkusu, kadınlar ilham kaynağı, angora kazakları ise zayıflığı…

“Glen or Glenda”, “Bride of the Monster”, “Plan 9 from Outer Space” gibi acayip beceriksiz ve ucuz filmler yönetmeni. Ed farklı filmler yapmak ister her zaman. Günde 30 sahne çeken ve çekimler sırasında çıkan hatalara “Bırakın öyle kalsın sonuçta gerçekçi olmak lazım” diyerek hiçbir müdahalede bulunmadan montajlayan, kadın kıyafetlerine özellikle de angora kazaklarına hasta olan, hayatı boyunca hiçbir zaman başarı elde edemeyen, bu nedenle de bir süre sonra korku temalı yetişkin filmleri çeken, çektiği acıların üstüne bir de alkolle savaşan unutulmaz film yönetmenidir. Değeri ise ancak öldükten iki yıl sonra anlaşılacak ve unutulmaz kült filmleri yönetmeni olarak hafızalara kazınacaktır.

Hırslıdır, eğlencelidir, renklidir, umursamaz. Umursamazlığı o denli hat safhalara ulaşmıştır ki ardı ardına gelen sahnelerin birinin gündüz birinin gece çekilmiş olmasına kızan yapımcılara “Detaylara takılmayın kardeşim! İzleyiciyi ilgilendiren zaten anlatmak istenilendir” diyerek cevap verebilir. Çünkü yaptığı iş ne kadar iğrenç ve başarısız olsa da o işini severek ve kalbini koyarak yapar… İnancını asla kaybetmez… Kalbe dokunur her defasında.

***

Kod adı: William Blake

“Sen zaten ölü bir adamsın William Blake”

1800’lü yıllarda yaşayan saf ve genç bir muhasebecidir. Kanunun adaletin henüz uğramadığı vahşi batının en uç noktalarından birine bir iş başvurusu için gitmesiyle hayatı değişir. Başvurduğu yerin ondan önce bir muhasebeci aldığını öğrenen William Blake ne yapacağına karar vermeye çalışırken kazayla birini öldürür ve çözümü geldiği yer olan doğuya değil vahşiliği ve acımasızlığı bünyesinde barındıran batıya yönelir. Olayların gelişiminde bu basit muhasebeci adam vahşi batının çarkları arasında acımasız bir katile dönüşür. Daha doğrusu dönüşmez de dönüştürülür.  Farkında bile olmadan sümsük karakteriyle sayısız cinayetin faili olan, kellesini getirene ödül bahşedilen namı kilometreleri aşan bir muhasebeci. İstemediği halde anlamsız işlerin içinde kendini bulan ve hiç aklında yokken pisipisine kendisine zarar vermek zorunda kalan bir adam. Ama karizmasından zerre ödün vermeden yolunda devam eder. Geronimo Ağabeyimiz onu kayığına süsleyip püsleyip bindirdiğinde dahi sakin sularda sessiz bir gemi gibi ilerler karanlığa doğru… Her zaman olduğu gibi sessiz ve sakin…

Bir de fonda Neil Young’a ait hoş bir solo vardır… İşte sana gerçek Dead Man.

***

Kod adı: Captain Jack Sparrow

“Zeki, çevik ve ahlaksız kaptan”

Zamanın ötesinde bir korsan. Özgür ruhlu bir korsan olarak tanımlıyor kendisini. Tuhaf ama oldukça bilgin bir hayat felsefesine sahip. Belki biraz deli ama konu istediğini elde etmek olduğunda, bu zor dünyada hayatta kalmayı başarabilecek kadar da zeki. İnsanları önce izler ve sonra ustaca idare eder. Anlamadan tongaya düşürür. Ama düşmanına bile zarar vermekten çekinir. Bulunduğu yerlerin, tanıştığı insanların hatıralarını taşımayı sever. Vücudundaki dövmeler bunun içindir. İyi bir kılıç kullanıcısıdır hatta dövüş konusunda yaratıcıdır da. Gerekli durumlarda Hindistan ceviziyle bile dövüşebilir ama en iyi dövüşçü değildir hiçbir zaman. Karizmasından ve yanında her daim bulundurduğu romdan asla ödün vermez. Komik, zeki, göz makyajını öyle bir yakıştırıyor ki kendine, acaba gay’lik alametleri mi taşıyor diyorsunuz.

Umursamaz tavrıyla kendi halinde sorgulayışlarıyla bazen Elizabeth kızımızı çıldırtsa da bizce bu Elizabeth’in hatası… Çünkü en büyük hata belki de ondan hakiki bir korsan gibi davranmasını beklemek. O Captain Jack Sparrow… Her yönüyle farklı ve belki de en kötü korsan. Hiç tanınmamış olmaktansa herkes tarafından bilinmeyi ve saygı görmemeyi tercih eden başarısız bir korsan.  Hatta Norrington ona:

“You are, without doubt, the worst pirate I’ve ever heard of/ Sen, şüphesiz ki, duyduğum en kötü korsansın” dediğinde bile cevabını şöyle vererek felsefesini dile getirir:

“But you have heard of me/ Ama beni duydun değil mi”

Umarsızlığı diz boyudur ki kusurlarından dolayı özür dilemek gibi bir huyu yoktur hatta bunun zaman kaybı olduğunu savunur. Böyle şenlikli bir korsandır Jack Sparrow. Pardon Captain Jack Sparrow.

***

Kod adı: Willy Wonka

Wonka şeker fabrikasının heybetli kurucusu, Wonka kalıplarının, erimeyen dondurmaların, Ciyaklayan çikolata civcivler yumurtlayan şeker yumurtaların efsanevi yaratıcısı, Oompa Loompa ırkından dev bir işçi ekibi oluşturan zeki işletmeci, çılgın bilim adamı ama yüreğinde sevgi barındıran, adalete inanan, kocaman bir çocuk ama çocukları görmeye tahammülü asla yok. Biraz Mariyln Mansonvari hareketlere, düzene karşı, alternatif bakışlara sahip ama yine de çikolatanın kıralı O. Tek istediği fabrikasını sahipsiz bırakmamak. Çünkü yaşı ilerledikçe bir varis bulamadığı sürece fabrikasını ondan sonra yürütecek kimsesi yok. Yalnız bir kral aslında. Gerçek mutluluğu bulmaya çalışır. Gerçekten mutlu bir çocuk bulmaya çalışır ama karşısına çıkarılan beş çocuğun sadece biri ona aradığını verebilirken diğerleri özel kolejlerin şımarık veletlerini andırmayan yaramazlıkları, bitmek tükenmek bilmeyen kaprisleri yüzünden cezalandırılarak fabrikadan gönderilmek zorunda kalırlar…  Willy Wonka ile ilgili gizemli olan şey de kalbinin derinliklerinde bir yerlerde taşıdığı iyilik ve masumiyettir.

***

Kod adı: Sweeney Todd

Bayan Lowett’in börekçisi ve Sweeney’nin berber dükkânını anlamsız ortak girişimleri…

O bir berber, bir seri katil, 19uncu yüzyıldan bu yana korku romanlarında yer alan ürkütücü bir anti kahraman. Yoluna normal bir adam olarak başlamıştır. Bir karısı ve bir de çocuğu vardır ama günü birinde 15 yaşındayken çıktığı hapishaneye geri dönecektir faili meçhul bir cinayet yüzünden. Anne babası o daha 12 yaşındayken sokaklarda içerken gecenin karanlığında belki de bir yerlerde sızarak donmuştur. Sweeney mesleğini bir berberin yanında çırak olarak öğrenmiş ve hapisten çıktıktan sonra biriktirdiği paralarla bir berber dükkânı açabilmiştir ama dükkânının ilginç olan kısmı oraya giren müşteriden bir daha haber alınamamasıdır. Dükkânını altında yer alan mahzenine koyduğu zavallı kurbanlarını sessiz sedasız öldürmektedir. En sonunda bu mahzenden Londra kanalizasyonuna yayılan kokular polisleri harekete geçirir ve Sweeney’nin neden her müşteriden intikam almaya çalıştığı öğrenilir. Bir de Bayan Lowett’le tuhaf bir iş ilişkileri vardır ki akıllara ziyandır. Öldürdüğü kurbanların etleri ziyan olmasın diye bu etleri bozulmadan Bayan Lowett’e havale etmektedir. Bayan Lowett de bunlardan güzel mi güzel börekler yapar. Tabii ki bu ortaklık uzun sürmez… Ne de olsa bir kolpa kokusu vardır işin içinde…

Sweeney’nin en güzel yanı sabırlı olmasıdır. Peygamber sabrı ile kurbanını öldürene kadar bekler. İntikam duygusu ile yanıp tutuşmaktadır. Çünkü öldürülmeyi bekleyen kötü adamlarla doludur Londra. O da kurbana arkadan yaklaşmayı seçer her zaman. Hem de en beklenilmedik yerde. Kafanızı arkanıza yaslayıp kontrolü sevgili maharetli berberiniz Şeytan Sweeney Todd’a bıraktığınız yerde…

Yorum yaz!