betaartı betaartı

Fin Dilinde Gelecek Zaman*

Arabayı Boğaziçi Köprüsü’nde sağa çekip, dörtlüleri yakıp, cepte cüzdan ve kırmızı Marlboro paketiyle kendini aşağı bırakarak veda etti bir gitar virtüözü bu topraklara. Şova gerek duymadan, bağırıp çağırmadan ayrıldı karısından, çocuğundan ve dinleyicisinden. Sayısız örneği gibi sonradan anlaşıldı veya anlaşılamadı değeri. Kulağa pek de karanlık gelmeyen bir melodiye sığdırdı intihar mektubunu da. “Benden sizden biri yaratmayı nasıl başardınız?” diye sordu cevap beklemeden.

Joe Satriani’nin Aşık Veysel’den aldığı ilhamı betimlediği röportajı izlerken aklıma geliyor Yavuz Çetin’in ölümü. Türkiye Cumhuriyeti pasaportuna yalnızca kan bağıyla değil, manevi anlamda da bağlılık gösteren sanatçının hak ettiği özeni, ilgiyi ve desteği görmeyişini eleştirmek beraberinde yeni tespitler getirmiyor aslında. Yıllardır süregelen tartışmaların, eleştirilerin bugüne kalıcı bir yansıması olup olmadığı ise meçhul. Satriani, “İstanbul’a yaptığım son ziyarette onun müziği aklımı başımdan almıştı, şarkılarının gücü ve güzelliği karşısında dilim tutulmuştu. Müziğiyle daha çok ilgilenmeye başladım ve ona ithafen bir şarkı besteledim.” diyerek özetliyor 2008 yılında yayınladığı “Professor Satchafunkilus and the Musterion of Rock” albümünün “Asik Veysel” adlı enstrümantal parçasını. Kendi değerlerimizi pazarlamak konusunda büyük sıkıntılarımız olduğu ortada ancak bu sorunu kişilerin üzerine yıkmak eleştiride ucuza kaçmak gibi geliyor bana; zira gerek sanatsal üretim, gerek sosyal farkındalık anlamından kökeni yüz yıllara dayanan bir statükoya hapsolmuş durumdayız. Neyse ki Satriani bu seferliğine bizim adımıza sazı eline alıyor ve bir saygı duruşunda bulunuyor.

Eğer eli kalem, fırça, çello veya sanat yapmaya yarayan herhangi bir enstrüman tutan adamın sorunları tartışılacaksa bu sorunlar arasında en son aranan kelime popülerite olmalı. Sanatçının insani değerler ve saygı üzerine kurulu bir üretim ve sunum süreci dışında bir gayesi zaten yok. Kazım Koyuncu’nun “Milyonlarca dinleyicim olacağına 100 bin samimi dinleyenim olsun.” sözü bu gayeyi basitçe açıklıyor. Tüketmekten başka bir misyonu olmayan yoz jenerasyonların doğurduğu bireyler, toplum olarak sıkıştığımız bu statükoyu yıkmak adına ne bir amaç ne de bir farkındalık gösterebiliyor. Murat Belge’nin dediği gibi “Kütüphaneden bir kitap bile almadan üniversitelerden mezun olunabiliyor.” Vizyonsuzluk denizine demir atmış etobur zihinler kendi izole habitatlarında yaşıyor, ölüyor ve geleceğe kendi klonlarını bırakıyor…

Genel anlamda çözümü ‘kaçmak’ta aramak belki ideal değil; toplumsal bakış açısıyla yanlış belki de. Ancak, kendine kan bağıyla miras kalan handikapları arasına sıkışmış, durağanlığa kelepçelenmiş bireyin sınırlı ömrü de göz önüne alındığında ona kaçıştan başka bir cevap bırakılmıyor. Farklı coğrafyalara yelken açtıkça kişi sosyal veya yaşamsal anlamının dışında bir benimseme ve benimsenme problemiyle karşılaşıyor. Woody Allen’ın filmin sonunda Vicky ve Cristina’yı Amerika’ya geri yollayışı ayarında kişinin önüne beton gibi konulan, surata tokat gibi çarpan o adapte olamayış; “Kafayı kazı, fötr şapka, boynunda Canon, elinde sigara… Senden sanatçısı yok” bakış açısının geldiği o “emanet” nokta kaçış fikrinin temel sorunu olarak ortaya çıkıyor. Bambaşka bir hayat görüşüyle yoğrulmuş; atalarının korkularını, komplekslerini halen bünyesinde barındıran kimseler ne kadar isteseler de sonunda turist olarak kalıyor, yerleşik hayata geçemiyorlar. Juan Antonio ve Maria Elena’nın yaşamı ilk bakışta cezbedici görünse de bir o kadar misafirpervelikten de uzaklaşıyor zamanla. Bu sorunsala toplumsal anlamda kalıcı çözüm zamanın ve jenerasyonların akıp gidişiyle gelen organik bir yenilenme; bireysel anlamda çözüm ise kültürel evrimi olabildiğince kısa sürede gerçekleştirmek olarak görülüyor. Oruç Aruoba ise aradığımız cevabı Yavuz Çetin’i andıran sessiz sedasızlıkta veriyor:

“Yola çıkacak kişinin aşması gereken ilk ve en önemli engel,

kendi yerleşikliğidir:

kendi yeri

— kendisidir…”

* Cemal Süreya – Tristram (1965): Fince’de gelecek zaman yoktur.

Yorum yaz!