betaartı betaartı

Korku ve Gerilim Severler: İşte Karşınızda “The Walking Dead”

Benim bu dizi ile tanışmam biraz garip oldu. Radyodan arkadaşın programında korku filmlerinden bahsetmeye başladılar ve konu zombi filmlerine ve ardından da diziye geldi. Ben de korku ve gerilim yapıtları tutkunu olarak merak edip “neymiş bu bir bakayım” dedim… Ne de iyi etmişim!

Düşünsenize bir;

Bir şerifsiniz ve vurularak yaralanmışsınız zamanın birinde bir suçlu tarafından. Durumunuz ağır ve kendinizi bilmeden yatmışsınız uzun zamanlar. Arada uyanıp hatırladığınız tek yarım yamalak görüntü, en yakın arkadaşınızın elinde iş arkadaşlarınızın size göndermiş olduğu güzel çiçekler. Birgün birden uyanıyorsunuz ve bir hastanedesiniz. Güneş içeriye dolmuş ve içerisi darmadağın. Size ne olduğunu anlamaya çalışırken kafanızı bir çeviriyorsunuz ki komodinin üzerinde bir vazoda o hatırladığınız capcanlı çiçekler kurumuş ve komodinin üzerine saçılmış. Anlıyorsunuz ki bayağıdır orada öylece yatıyorsunuz. Ne olduğunu anlamaya çalışırken ayaklanmak istiyorsunuz ve yaranız hala tam iyileşmemiş, zorlanıyorsunuz. Kalkıyorsunuz, serum ya da her ne halt varsa çıkartıyorsunuz üzerinizden. Koridorda dolaşmaya başlıyorsunuz; hastane birbirine karışmış her yer her yerde. Yürüyorsunuz, yürüyorsunuz… Bir bölmeye geliyorsunuz. Camdan bir bakıyorsunuz ki bir kadın yerde yatıyor, kaburgaları görünüyor, etleri kopmuş. Korkarak başka bir tarafa gidiyorsunuz, bir kapı çıkıyor karşınıza. Kapının üzerinde yazan şey sizi iyice anlamaya zorluyor bazı şeyleri ve ürkütüyor: “ DON’T DEAD OPEN INSIDE”!!!

Öylece bakarken kapıya, hırıltılar ve garip sesler çıkaran bir topluluğun zincirlenmiş ve kilitlenmiş kapı ardından çıkmaya çalışan korkunç ellerini fark ediyorsunuz ve koşarak kaçmaya başlıyorsunuz oradan. Dışarıya çıktığınızda ise bomboş bir şehir ve her yer sarılıp bağlanmış ölülerle dolu. Karınız ve çocuğunuz için endişelenip bir bisiklet bulup evinize doğru sürmeye başlıyorsunuz hızla neler olduğuna anlam veremeden… Ve sonra zaten hikâye başlıyor…

Biliyorsunuz dizi başlamadan önce Hayko Cepkin başta olmak üzere geniş bir katılımla bu dizinin tanıtımı yapıldı Ortaköy’de. İnsanlar zombi kılığına girdiler falan. Ama gördüğüm fotoğraflara bakınca yapılan tanıtımın çok komik olduğunu görüp gülüyorum kendimce, insan biraz daha uğraşırdı! Sadece Hayko Cepkin’in makyajı üzerine uğraşılmış; Türkiye’de yapılan çoğu şey gibi diğerlerininki çok sahte ve dizinin yanında solda sıfır kalır- bu nasıl tanıtım!

İnsan nüfusunun 2 ay gibi kısa bir sürede yayılan salgınla giderek azaldığı ve zombilerin hızla arttığı bu dizide ilk sezon 6 bölüm sonra bitiyor; yeni sezon ise 2011 yazında başlayacak ve 12 bölüm olacağı biliniyor. Bölümler kısa ve sezon arası çok uzun. Bu, izleyiciyi biraz olumsuz etkiliyor haliyle. Normalde dizi sezonlarının 23–24 bölüm olmasına alıştığımız şu devirde daha dizinin tadına doyamadan sezon arası veriliyor. Ama diziyi izlediğinizde şunu da düşünüyorsunuz: Maliyet çok fazla. Özellikle de makyajlar ve dizideki insan bolluğu. Belki de bu yüzden bu kadar kısa ve sezon arası da bu kadar uzun bilemiyoruz. Ama sanırım diğer sezona başlamadan önce diziyi bir daha izlemek iyi olacaktır.

Bu aslında 2003 yılından beri Robert Kirkman tarafından yazılan, ilk 6 sayısında Tony Moore, sonraki sayılarda ise Charlie Adlard tarafından çizilmiş bir çizgi roman. Romanın ise çok heyecanlı ve etkileyici olduğunu söylüyor okuyucular, hatta dizinin yarısı kadar bile güzel olsa yeteceğini belirtiyorlar. Çoğu uyarlama filmde bu böyle zaten. Örneğin; “Lord Of The Rings”. Böyle olunca çizgi romanına olan merakım da artıyor!

Çizgi roman severler gerçekten tutkunu oluyorlar takip ettikleri şeye genelde. Ve bunun üzerine çekilen dizi ya da filmler genelde hikâyeye çok sadık kalınarak yapılır… Diğer çizgi romanlarda da örnekleri mevcuttur bunun. Fakat bu dizide farklılıklar ve eklentiler o kadar da ufak değil. Ciddi farklar mevcutmuş. Frank Darabont iyi bir yönetmen ve yazar gerçekten. Unutulmaz “The Shawshank Redemption” ve  “The Green Mile” gibi filmlere imza atmış. Diğer filmlerinde olduğu gibi kendinden bir şeyler eklemeyi çok seviyor sanırım örneklerinde gördüğümüz gibi, mesela The Green Mile…

Biraz “28 Days Later” filminden esinlenildiği eleştirileri var dizinin. Hasta bir adamın uykusundan uyanması ve baktığında şehrin bomboş olması, yayılan bir salgın, bomboş şehirde şaşkın bir şekilde öylece dolanması korkuyla… Evet, baktığınızda ilk dakikalarda “eee bu aynı şey?” diyorsunuz… Ancak çizgi roman bu filmden daha önce yazılmış ve filmden sonra basılmış. Bu durumda bir hikâye aşırma söz konusu olamaz. Çizgi roman yazarı Robert Kirkman iki hikâyenin benzediğini fark etmesine rağmen çok umurunda olmadığı için de değiştirme düşüncesine gitmemiş ve bunu da bizzat belirtmiş. Ve işte “AMC TV” tarafından da dizi haline getirildi 31 Ekim’de yayınlanan pilot bölüm itibariyle…

Oyuncular:  Andrew Lincoln (Şerif Rick Grimes), Sarah Wayne Callies (Şerifin karısı Lori), Jon Bernthal, Steven Yeun, Laurie Holden, Chandler Riggs

The Walking Dead’i ellerimi yüzümde kavuşturmuş şekilde izledim- çoğunlukla da “kaç kaç kaaaç!” efektleriyle! Bazen de kaptırmış izlerken gözlerimin yuvalarından çıkmak üzere olduğunu fark edip gülmeye başladım halime. Zaman zaman da ağladım. Heyecanı yanı sıra dramatik yönleri de var çünkü bir grup insanın yaşam mücadelesi anlatılıyor. Hayır, daha fazla anlatmayacağım! İzlemeyeniniz varsa hemen başlasın derim ki, zaten 6 bölüm bir nefeste bitecektir! Belki de 2. sezona kadar çizgi romanını da okursunuz kim bilir?..

Yorum yaz!