betaartı betaartı

Röportaj: Blockhead

Tony Simon, T. Simon, Tones, Toneslap ya da James Anthony Simon. Ya da bizim de bu röportajda kullandığımız ve aslında en çok da yakıştırdığımız adıyla Blockhead… Bir beat canavarının, bir üstün DJ’in, bir rapper’ın, bir New York sokak çocuğunun sahip olması gereken sayıda isme sahip bir müzisyen…

‘Ninja Tune olsun çamurdan olsun’u temel hipotezimiz olarak belirlersek, Blockhead’in yaptığı müziğin ne menem bir şey olduğunu daha rahat idrak ederiz. O, elini attığı şarkıya bir şekilde ruhunu eklemeyi başarıyor. Onun kalp atışları, bize neşe, melankoli ya da işlenmiş haliyle şarkılarındaki beat’ler olarak dönüyor.

Albüm kapakları ayrı güzel, kendi ayrı güzel, 2009’da çıkardığı ‘The Music Scene’ sonrasında yeni notasal dizilişlerini beklemek ayrı güzel…

Sosyal medyada çok aktifsiniz- özellikle de blog sayfanızda ve Twitter’da. Odağınızda enstrümantal bir müzik olsa da bunlar sayesinde görüyoruz ki, kelimelerle oynamaktan da hoşlanıyorsunuz. Söyleyecek çok şeyiniz var sanırım?

Sanırım öyle. Gerçek hayatta müziğimin sizi inandırdığının tam tersine çok daha gülünç bir insanım ve sanırım kendimi dürüstçe ifade etme konusunda müziğimin yarattığı bu fikirden daha rahatım.

New York sokaklarından bize neler söylersiniz? Kendimizi tanımlama anlamında müzik hala güçlü mü?

New York’a aşığım. Hep yaşamak isteyeceğim tek yer burası. Herkes için geçerli değil ama ben buradan iki haftadan uzun bir süre ayrı kalmakta bile zorluk çekiyorum.

Müziğin bizi ifade etmesi konusunda; aslında ben öyle düşünmüyorum. Bu konuda yalnız kalabilirim ama bence bir karakter olarak kim olduğunuz ve ne yarattığınız, tamamıyla bambaşka şeyler olabilir.

Seçme şansınız olsaydı, hangi çağda yaşamayı isterdiniz? Müzikal açıdan ya da genel anlamda…

Müzikal olarak, aslında çıkış yaptığım yıllardan dolayı mutluyum. Hip hop, ciddi anlamda bir ilerleme kaydederken, 80’lerin sonundan 2000’lerin başına kadar olan tüm süreçlerinde ben de oradaydım.

Daha genel anlamda ise; benim büyüdüğüm yıllardan yalnızca 5–10 sene önce büyümek harika olabilirdi. O zamanlarda NYC’de olmak bile gerçekten çılgınca olurdu. Ama sonuçta öldürülebilirdim de; bir nevi yazı turaydı hayatta kalmak.

Son albümünüzün adını “The Music Scene/ Müzik Sahnesi” koymanızın hikâyesi nedir?

Evet, bunun benim gözümde birçok farklı nedeni var. Bir tarafta, genel anlamda, müzik piyasasının şu anda karman çorman olduğunu söylemek yanlış olmaz. Gerçek anlamda bir sahne yok. The Music Scene adlı şarkıda, sample’da şöyle diyor: “The music scene has got me down, cause I don’t want to be a clown/ Müzik piyasası benim canımı sıkıyor, çünkü bir palyaço olmak istemiyorum”. Bu tam olarak ne hissettiğimi anlatıyor. Diğer taraftan, albüm bir bakıma bütün müzik türlerini alıyor ve bir blender’a atıyor. Çok caz değil, ya da çok funky ya da çok rock. Daha melez bir hali var. Hepsi bir arada.

Bugünlerde neler yapıyorsunuz?

Eyaletler arasında turnelere çıkıp duruyorum. Evde kendi canlı setimde çalışırken beat’ler yapıyorum. Birkaç yan proje çalışmam var ama şu an için yeni bir stüdyo albümü için çalışıyorum diyemem.

Yan projelerden bahsetmişken; Aesop Rock ile tekrar çalışma ihtimaliniz var mı? Birlikte çok güzel işler yaptınız!

Aes ile ben bugüne kadar hiç ayrılmadık. Bütün albümlerinde onunla çalıştım. Bir sürü yan projenin ortasında şu anda ama eminim ki yeni bir albüm üzerinde çalışmaya başladığında ben de işe dâhil olacağım.

Party Fun Action Committee ve aynı zamanda The Return of PFAC’den bahsetmemiz gerek. Bunun hikâyesi nedir? Bu projeye dönüş ihtimali var mı?

Aslında arkadaşım Jer ve ben eğleniyorduk sadece. Yayınlanmış olması gerçeği inanılmaz. Bütün o işleri yaparken hedefimiz ya da niyetimiz bu değildi. Jer’le birlikte, yıllardır komik komik şarkılar yapıyorduk. El-p bunları duydu ve bunları Def Jux’a koymak isteyip istemeyeceğimizi sordu. Biz “tabii ki!” filan olduk. Sonradan anlıyorum ki, (şirket için) en iyi fikir değildi ama yine de var olduğu için memnunum. Bu albümü en az şu ana kadar yaptığım işler kadar çok seviyorum. Yeni işler konusuna gelince; ikimiz de bunun için gerçekten çok meşgulüz. Jer’in, Sir Jarlsberg diye harika bir yan projesi var. Rap yapan bir Ortaçağ şövalyesi… Ama tam olarak anlayabilmeniz için dinlemeniz lazım.

Klişe bir soru olsa da bu kadar geniş yelpazeli bir adam bulmuşken, ilham kaynaklarınızı sormam gerekir. Sadece müzikal değil. Şöyle diyelim; Blockhead olmanızda kim etkili oldu?

“İlham kaynakları”nın çok büyük bir taraftarı değilim, çünkü öyle ya da böyle bir şekilde sömürdüğünüz insanlardan alıntılar yapmak olur. Benim ilham kaynaklarım genelde insanlardan çok dönemlerdir. Tabii ki de o dönemler içerisinde beni şiddetli biçimde etkileyen insanlar olmuştur fakat beni daha çok o dönem etkiler. 88–94 arası hip hop benim en büyük ilham kaynağım.

Daha kişisel bir açıdan; şu an olduğum hale beni kim getirdi bilmiyorum. Ailem? Arkadaşlarım? Bunu gerçekten bulmak için oturup uzunca bir süreliğine kendi içime çekilmem gerekiyor.

Ninja Tune ile işler nasıl gidiyor? Şirketinize bağlı sanatçılardan favorileriniz ya da tavsiyeleriniz var mı?

Ninja ile 4 albüm yaptım. Yeni bir albüm yapmak için anlaşmam yok, dolayısıyla gelecek bizim için ne getirecek bilemiyorum. Orada elbette ki harika zaman geçirdim. Ve tartışmasız ki, şu ana kadar çalıştığım en iyi plak şirketiydi.

Oraya bağlı gruplara gelince; Bonobo’yu her zaman çok fazla sevmişimdir.

En sevdiğiniz MC kim bu arada?

Kool G, tüm zamanlar favorimdir. Yeteneğin, zekânın ve sokak ruhunun mükemmel bir harmanıydı. Yeni işleri beni, 90’ların başındakiler kadar sarmadı ama rap’e bakış açımı değiştirmiştir.

Kendinizi ne bir performist ne de DJ olarak tanımlıyorsunuz. Tercihiniz, kendinizi prodüktör olarak tanımlamak. Bu, sizi NYC dışında pek göremeyeceğimiz anlamına mı geliyor? Tekrar Avrupa mesela?

Avrupa’ya gitmeyi çok isterim. Amerika’da sürekli konser veriyorum zaten ama bu gösteriyi orada yapmaya cesaret edemem. Tabii ismimin Avrupa’nın dışında anılıyor olduğunu düşünmek de çok komik.

Sizinle henüz tanışmamış dinleyicilerimiz için, Blockhead’e nereden başlamalarını tavsiye ederdiniz?

Baştan başlamalarını söylerdim. “Music by Cavelight”. Daha sonrasında ise “The Music Scene”e kadar gelmelerini. Umarım ki, yıllar içindeki gelişmeyi görebilirler.

Son olarak, Twitter’daki tartışmanıza atfen; Ke$ha mı yoksa Katy Perry mi? :)

Açık ara Katy Perry. Ke$ha’nın korkunç olmasının yanı sıra, görüntüsü de çok çirkin. Perry ise fazlasıyla tatlı ve harika göğüsleri var. Aynı zamanda daha iyi bir şarkıcı ama bunu kim takar ki?

ENGLISH TEXT

Blockhead: Blog, Myspace, Wikipedia


Yorum yaz!