betaartı betaartı

Woody Allen vs. Pep Guardiola

Woody Allen 2008 yılında Vicky Cristina Barcelona’yı yaptığında, tüm genç hanım kızlarımız ve tüm genç delikanlılarımız, bu aşk, tutku ve şehvetle dolu şehre canlarını atmak için kendilerini pasaport kuyruklarına attılar. ‘Üç kişilik’ kontenjanlar tamamlandı tamamlandı akın edildi Barcelona’ya- ek seferler konuldu, ayakta yolcu bile alındı da kimse ses çıkarmadı! Ve köklüce bir tarihi, sıkı bir geleneği olan bu Katalunya şehri, New York’lu, yönetmen kılığına girmiş bir kurdun filmiyle bir anda fenomen haline geldi!

Günler haftaları, haftalar ayları, avcılar kurtları kovaladı; filmin körüklediği Barcelona rüzgârı bir nebze olsun dindi şükür. Neyse ki Julio Medem’in merakla beklenen, lezbiyen çift filmi Room In Rome çok tutmadı da az biraz durulduk. Bir sonraki aşk durağımız ise neresi olur bilinmez. Barça elbette ki hala kalbimizde yara ama acıtmıyor artık eskisi kadar. Ne de olsa Javier Bardem’in yüzünde artık iki çizik daha var ve saçlarında bir tutam daha beyaz; Scarlett Johansson azıcık kilo aldı ve arkadan gelen yeni yıldızlar artık daha taze, daha çıtır…

Gelgelelim, kader çizgimiz inatla Katalunya’ya doğru kıvrılıyor her zaman kuzeyi gösteren pusulalar gibi. Filmin etkisi azaldı dedik ama sanki ağzımızdan bu büyülü şehrin adı daha da sık çıkar oldu bu aralar. Genç delikanlılar zaten hazır kıta Ntvspor başında da, genç hanım kızlar bile diziyi, filmi bıraktı, erkeklerle yarışmakta bu son Barcelona çılgınlığı için. Nasıl ki bir filmin künyesi ne zaman izlerseniz izleyin sabit kalıyor ve değişemiyorsa (!), bu son Barcelona çılgınlığının künyesi de sabit- daha kalabalık olsalar da Katalan kahramanlar bu kez; çoktan hepsinin adını aklımıza kazıdık: Guardiola, Messi, Xavi, Iniesta, Puyol, Piqué, Alves, Pedro, Abidal ve diğerleri…

FC Barcelona’nın saha içi gösterisi spor sayfalarına sığmaz. Yıldızı Messi de değildir, Xavi de; onun yıldızı, ruhudur. Nasıl ki eşsiz Pink Floyd albümü The Dark Side of the Moon’dan bir favori şarkı seçip çıkarmak mümkün değilse ve o bir bütün olarak tek doz alınabilen bir hapsa, bugünkü ruhuyla Barcelona da aynen öyledir. Evrenin sırrı uyumsa, Barcelona futbol takımından daha ermiş bir topluluk olmasa gerek şu dünya üzerinde. Tek bir beyin yönetiyor hareketlerini, kolektif bir zihin sarmalamış bileklerini, bir canlının farklı organları gibi ve hatta daha da uyum içinde hareket ediyorlar.

Pazartesi akşamı (29 Kasım 2010) tarihe tanıklık ettik ekran başında. Kusursuz bir film, olağanüstü bir beste, bir tablo, bir heykel kadar güzeldi izlediğimiz şey. Zaman zaman trajikomikleşse de olan biten; onlar kahraman, onlar onurlu, onlar barış içinde. İç huzur mu tatminden çıkar, tatmin mi iç huzurdan- bu adamlar kazanmayı sevmiyor; gol atmayı, güzel bir ara pasını, harika bir topuk pasını seviyorlar. Onları mutlu eden, bunları yapabiliyor olmak sanki sadece; yoksa sadece birkaç milyon euro daha kazanmak için olamaz bu içten gülüşler…

Bu takımda göz zevkimizi bozan adam yok. Bu takımda kaybedince değerlerini yitiren yok. Çünkü kazanmak değil onlar için önemli olan ki, kaybetmek olsun. Ve şimdi Barcelona büyükelçiliği görevini Woody Allen’dan –haklarıyla- çalmış olmanın gururunu yaşıyorlar. Ve estetiği sezebilen herkesi Barcelona’ya çağırıyorlar; üç yürek değil, 11 kişinin ruhuyla bezenmiş koca bir yürek olmak için…

Yorumlar
2 Yorum var! : “Woody Allen vs. Pep Guardiola”
  1. Özge Esen Özge E. diyor ki:

    Sayın admin, favorim Gerard Piqué’nin ismi niye geçmiyor!

    Bu arada uçuşan sinekler güzel ilham veriyor galiba!

  2. Emre Yürüktümen Emre Yürüktümen diyor ki:

    Onlar uçuşan sinekler değil, dans eden Barçalı oyunculardı:)
    Not: Piqué’nin şu é’sini yapmak zorlamıştı beni- tek suçu budur kendisinin…

Yorum yaz!