betaartı betaartı

Röportaj: Great Lake Swimmers

Indie ve Kanada etiketlerini yan yana gördüğünüzde konuya -gönül rahatlığıyla- daha bir yakından bakabileceğinizin en güzel örneklerinden biri Great Lake Swimmers. Şarkılarıyla sizi alıp göllere bırakan, okyanuslara ise hiç salmayan bir grup GLS.

Bir miktar Ab Body Shaper Vacuum Cleaner Termal Sauna reklamı gibi gelecek kulağa ama; GLS, yolda dinlenir. GLS, gece dinlenir. GLS, gündüz dinlenir. GLS, bir ağaç altında dinlenir. GLS, yapayalnız hissederken dinlenir. GLS, koca bir kalabalığın içinde dinlenir. GLS! Her yerde dinlenen grup. GLS.

2010 Kanada Indie Ödülleri’nde ‘en iyi folk grubu’ ödülünü almasalardı da severdik onları. 2006 yılında Zunior adını verdikleri harika bir box set çıkarmasalardı da basardık onları bağrımıza. I Could Be Nothing demeselerdi de asardık posterlerini duvarlarımıza. Her yerde dinlenen grup. GLS.

Röportaj veren: Tony Dekker/ Vokal, gitar, söz yazarı

***

Tony Dekker

Tony Dekker

Röportajın en ciddi sorusuyla başlayalım: Gruba katılabilir miyim? Evet, gerçekten gruba katılmayı çok istiyorum! Ne isterseniz yaparım. Olur mu?

Bize orada bir konser ayarlayabilir misin? Ve tef çalabiliyor musun?

Güçlü sözler ve harika vokal, başarınızın en büyük aktörleri gibi görünüyor. Peki, diğerleri neler?

Bir grubu bir arada tutmak çok zor iştir; müzik yapmak ve seyahat etmek çok gurur verici olsa da bu işin gerektirdiği bir çalışma ve hazırlık süreci var. Sanırım iyi müzisyenlerle çalmanın ve ayrıca etrafınızda iyi insanlar olmasının katkısı büyük. Bence şarkılara bencilce davranmadan hizmet etmek çok önemli. Çok önemli olan başka bir şey de önceliği daima müziğe vermek ve seslerin kendiliğinden yer değiştirmesi. Ben müziğin zorlanmaması gerektiğini düşünüyorum. Kendisini doğal olarak ortaya çıkarmalı. Ayrıca şarkılarımızı stüdyonun dışında bazı mekanlarda kaydetmeyi seçtik ki bu bence şarkıların sonik dokusuna çok şey kattı.

Grup üyeleri birbirleriyle nasıl geçiniyor? Bana sanki grubun üzerinde her zaman bir barış havası var gibi geliyor. Hiç kavga etmez misiniz?..

Grup arkadaşlarım benim kardeşlerim gibi, birlikte o kadar uzun zaman geçiriyoruz ki artık aile gibi olduk. Bazı zamanlar gerilim olabiliyor, fakat ben birbirimize asla sırtımızı dönmememiz gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca iletişim kurabilmek çok önemli. Turne okyanusunda sürüklenen başıboş grup arkadaşlarından sıkı bir birliğe dönüştük ve umarım bu durum herkes için müziksel anlamda tatmin edicidir. Bu olmasaydı, projeye o kadar çok zaman adamak çok zor olurdu.

Şu ana kadar dört stüdyo albümü çıkardınız. Sonuncusu 2009 tarihli Lost Channels’tı. Bu albümden sonra daha popüler oldunuz- listelerde üst sıralarda yer aldınız ve Kanada Indie Müzik Ödülleri’nde ‘En İyi Folk/ Roots Grubu’ seçildiniz. Bu ödül sizin için ne ifade ediyor?

Tanınmak elbette ki çok güzeldi ama aşırı övgüye gereğinden fazla önem vermenin yanlış yol olduğunu düşünüyorum. Sekiz küsür senenin sonunda, çalışmalarımız her albümle birlikte gelişti ve bu, ağır ve istikrarlı bir yapılanmaydı. Ödül, birçok kişisel noktayı barındıran yoğun bir yolculuk için bir dönüm noktası niteliğindeydi. Nasıl karşılandıklarına aldırmaksızın, aynı tipte şarkılar yazabileceğimi düşünebilmeyi isterdim. Müzik, her zaman ödülünü kendi içinde barındırdı benim için.

Uzun vadeli planlarınız nelerdir? Daha da ünlü olmak gibi kaygılarınız var mı? Ki, müzik kalitenizle bu aslında gayet olası. Sizi en çok ne mutlu ediyor?

Bir şarkı sözü yazarı ve müzisyen olarak gelişim göstermeye devam etmeyi umuyorum. Ve yine umarım ki grup olarak sezgisel bağlarımız daha da kuvvetli bir hal alır ve ağız birliği anlamında birbirimize daha da yakınlaşırız ki, bu bence göründüğünden çok daha zor. Şarkı yazma sürecinden, alışılmadık yerlerde kayıt yapmaktan ve bir fikrin büyüsünün hayata gelişini izlemekten büyük keyif alıyorum. Bu, beni en çok mutlu eden şey.

Lost Channels albümünde melankolinin etkisi önceki albümlere göre sanki biraz olsun azalmış gibi. Buna katılır mısınız?

Sanırım bu doğal bir gelişim. Lost Channels’ta kesinlikle çok daha fazla grup etkisi ve mutlu son havası var. Belki de şarkılar biraz daha kısa ve özdür. Müziğin altında bir yerlerde hep melankoli vardı, ama belki de bu albümün yüzeyine doğru yükselen daha umutlu bir hava vardır. Bununla beraber, konserlerimizde hala birçok eski şarkımızı da çalıyoruz ve bazı sakin şarkılarımızı grupla birlikte farklı biçimde söylüyoruz. Tabii ki özlerindeki mesajları koruyarak yapıyoruz bunu. Bu, hızımızda bir değişiklik anlamına gelmiyor; aslında sadece bir temanın evrimi.

Kanada indie müzik ortamının sırrı nedir? Çok güçlü sözlere sahip birçok şarkıcı var. Kanada ve ABD indie müzik camialarının farkları sizce nelerdir?

Bunu söylemek zor. Sanırım Kanada müzik piyasasında, başka ülkelerde olamayacak kadar güçlü bir topluluk ve arkadaşlık duygusu hâkim. Özellikle de bizim de merkezimiz olan Toronto’da, size şevk veren ve kucaklayıcı bir hava var. Rekabet yerine, karşılıklı bir takdir söz konusu. Belki de hepsi soğuk hava yüzündendir.

Benim favori GLS şarkım I Could Be Nothing. Şarkıyı ilk dinlediğimde kalakalmıştım! Özellikle bu şarkı hakkında özel bir şeyler söylemeniz mümkün mü?

Son zamanlarda canlı şovlarımıza o şarkıyı tekrar eklemeye başladık. Şarkıyı, bir kış başında, Lake Erie’nin kıyısında yalnız başıma yaptığım bir yürüyüşten sonra yazmıştım. Yine o gezim sırasında Bodies and Minds albümü için kapak fotoğrafları da çekmiştim. Tamamen karla ve buzla kaplanmak üzere olan bir sahil insanı çok değişik hissettiriyor. Gerçekten bomboştu. Dalgaların ve kumların, konuşabilecek olsalardı birbirlerine ne diyeceklerini hayal ettim ve ortaya I Could Be Nothing çıktı.

You would be nothing without me
I could be nothing
Said the waves to the sand
I could be nothing without you

Gelelim 2009 yapımı belgesel film City Sonic’e. 20 adet kısa filmden oluşan belgeselin, Anita Doron tarafından çekilen Spadina Subway Station adlı bölümünde yer aldınız. Neden Spadina Subway Station? Ve film kısaca ne hakkındaydı?

Video, Toronto Uluslararası Film Festivali’nde gösterilen, sanatçıların, yazarların ve müzisyenlerin şehirlerle ilgili izlenimleri, özellikle de ilk izlenimleri hakkındaki bir serinin bir bölümüydü. İlk albümümüzde, Toronto metro duraklarını sıralayan I Will Never See The Sun adında bir şarkımız vardı ki, bu duraklar arasında Spadina istasyonu da vardı. Şarkı, 2000 yılında Toronto’ta taşınmamdan hemen sonra yazılmıştı; oradaki ilk izlenimlerimden biriydi. Dolayısıyla böyle bir konsept içinde o şarkıdan bahsetmek çok uygun düştü. Daha sonrasında da yetenekli yönetmen Anita Doron tarafından animasyona çevrildi.

The Legion Sessions’dan sonra yeni albüm için neler söyleyebilirsiniz? Ve halihazırda tur planlarınız var mı- özellikle de size bunları yazdığım yere doğru?!

The Legion Sessions bu sene itibariyle ulaşılabilirdi; Record Store Day’de piyasaya çıktı (Nisan 2010’da).  İlk önce, bağımsız müziğe katkılarından dolayı sadece en sevdiğimiz müzik mağazalarında satışa sunuldu. Sanırım artık internetten de ulaşabiliyorsunuz. Gelecek için ise yeni şarkılarımızın demolarını yapmaya başladık ama ben yeni parçalarla biraz daha zaman geçirmek ve yenilerini yazmak için sabırsızlanıyorum. Şanslıyız ki yeni parçaları kaydetmeden önce turne sırasında yollarda test etme şansımız olacak.  Türkiye’yi ziyaret etmeyi hep istemişimdir. Orada da yakında bazı konserler vermeyi umuyoruz.

ENGLISH TEXT

Great Lake Swimmers: Resmi sitesi, MySpace, Wikipedia



Yorum yaz!