betaartı betaartı

Röportaj: Mercury Rev

Mercury Rev’in solisti Jonathan Donahue güzel adam! “Röportaj yazısına böyle de girilir mi!” diye sormayın; girilmez, evet. Ama yıllar yılı bilumum buruklukla dinlediğiniz sesin ve şarkı sözlerinin sahibinin bilge hali, insanda heyecan yaratmayacak cinsten değil. Donahue özelinde, aslında grup olarak Mercury Rev, çok iyi iletişim kuruyor. Müziklerinde rol kesmedikleri, onlarla biraz yakınlaşınca daha iyi anlaşılabiliyor. Onlar hep böyle; Jonathan’ın kendisinin de tarif ettiği gibi: karanlık, zorlu ve belirsiz…

Jonathan Donahue

Jonathan Donahue

Jonathan, ilk olarak biraz genel bir soru sormak istiyorum. İlk günden bu yana grubun içindesiniz ve Mercury Rev artık 20’li yaşlarını sürüyor. Bu yıllar boyunca Mercury Rev size neler verdi?

Grubumu ve tabii ki müziğini, içimdeki ruhani ışığın sudan bir yansıması olarak görürüm hep. Demek istediğim; zaman zaman insan kendini ancak bir başkasındaki yansıması sayesinde görebilir… Bu, diğer insanın gözlerinde ortaya çıkabilir ya da müzik ve sözlerle bana akabilir. Her şeyin ötesinde, Mercury Rev benim için, her zaman tamamıyla farkına varamasam ya da bütünlüklerini görme konusunda zorlansam da; kendimde süregelen değişiklikleri görebilmem için en özel aynam haline geldi. Belki de bunun en derin köklerinde, müzik/sanat/edebiyatın sadece onları ortaya çıkaranlara değil, aynı zamanda onlardan yararlananlara da sağladığı bir şeydir bu.

Şarkılarınızda çok çeşitli hisleri topladınız bugüne kadar. Müziğinizin ve grubunuzun dönüm noktaları nelerdir?

İnsanlar bana sıkça etkilendiğim şeyleri soruyorlar ve genelde müzikle ilgili olanları öğrenmek istiyorlar… Fakat benim içini onlar sadece yüzeysel ve olsa olsa gelip geçici. En heyecanlı, en kışkırtıcı etkileşimler aslında genellikle gizli, görünmeyen ve belki de gerçekleştiklerinde fark edilmeyenler… Onlar, benim hayatta her şeyin birbiriyle bağlantılı ve iç içe olduğuna inandığım hayat anlayışımı, kendimi diğerlerinde görebilme yeteneğimi ve hayatımda olan değişikliklere şikâyet etmeden, yargılamadan ve bağışlayıcılıkla kendimi adapte edebilmemi içeriyor. Bunun rock’n’roll dışı bir şey olduğunu fark etsem de müziğimin bana verdiği en büyük hediye insanlarla tanışma fırsatı ve birbirimizin hayatlarındaki simetrinin ne denli büyük olduğunu görebilmek… Sanırım Mevlana Celaleddin Rumi yeni bir insanla tanışmaya “The Rose” (Gül) gibi bir isim vermişti…

Bildiğim kadarıyla, ilk zamanlarınızda arkadaşlarınızın filmleri için soundtrack hazırlıyordunuz. Sonra 2005 yılında Bye Bye Blackbird adlı filmin müziklerini yaptınız. Sinemayla şimdi aranız nasıl? Bu konuyla ilgili başka projeleriniz var mı?

Son zamanlarda daha çok son 70 yıldır yapılan avangart ve deneysel filmler için canlı doğaçlama film müzikleri yapıyoruz… Filmin içine atlamak ve ona şu anda müzikle sarılmak bir yönden çok heyecan verici ve yeni insanların eski gizli değerlere meraklarını uyandırabilmek çok etkileyici… Geçen ay Moby ile birlikte bir film için beraber çaldık ve olağanüstüydü!

2006 yılında, muhteşem “The Secret Migration“ın piyasaya çıkışından hemen sonra bir best of albümü çıkardınız; buna neden ihtiyaç duymuştunuz?

Dinleyicilerimizin arada kalmış bazı nadir parçalarımızı duyabilmeleri için mükemmel bir yol olacağını düşündük ve grubumuzun ismini daha önce duymuş fakat müziğimizi hiç duymamış olanlar bu sayede birçok albüm satın almak yerine sadece bir albüm alarak dinleyebilme şansı edinmiş oldu. Bununla beraber, bu madde plak şirketimiz ile olan anlaşmamızın da bir parçasıydı. “Best of”tan ziyade, biz bu albümün daha karışık bir çalışma olarak değerlendirilmesini umuyoruz.

2008 yılında aynı gün içinde iki albüm birden çıkardığınız günden bu yana neler yapıyorsunuz? Hala üretim halindesiniz, değil mi?

Sıradaki albümlerin şarkı sözlerini yazmakla, yeni parçalar kayıt etmekle ve film projemiz için Mercury Rev/ ClearLight Ensemble’da çalışmakla çok meşgulüz bu ara… Ayrıca heyecan verici bir haber olarak, ilk “Deserter’s Songs”&“Don’t Look Back” 2011 Bahar turnemize hazırlandığımızı söyleyebilirim… Umarım bu turne bizi Türkiye’yle bir kez daha buluşturur.

Son 20 yıl içinde müzik piyasası, grunge, Radiohead, rap, elektronik, Metallica, R&B, Macarena, Informer ve hatta Britney Spears ve Jennifer Lopez gibi birçok fenomen gördü. Bu trafiğin içinde hayatta kalmayı nasıl başardınız?

İnsanın kendine doğru olması, ‘halka çok açık’ bir yönde ilerlememesi demektir… Kişinin kendi müziğine sadık kalması beraberinde şu düşünceyi de getirir: Müzik popüler zevkin kollarında bir var bir yok. Hiçbir zaman diğerleri tarafından belirlenen ‘rotalar’ takip etmek zorunda hissetmedim kendimi… İyi ya da kötü kendi yolumda yürümeyi seçtim… Hep olduğu gibi karanlık, zorlu ve belirsiz.

Hayranlarınızla ve basınla her zaman iyi ilişkiler içinde oldunuz, değil mi? Onlardan yeteri kadar geri dönüş alamadığınızı düşündüğünüz oldu mu hiç?

Hayranlarımız kendilerini bize her zaman özgürce ve içtenlikle açtılar. Onların cesaret verici sözleri ve anlayışları Mercury Rev için hayat enerjisi oldu. Bu bir gerçek.

Kasım ayı içinde Belçika, Polonya ve İsrail’de konserleriniz var. New York’lu bir grupsunuz ama Avrupa’ya her zaman büyük önem verdiniz. Bunun sebebi, müziğinizin daha Avrupai olması mı?

Kendimi, müziğimi ve geleceğimi daha çok ‘insan’ olarak görmeyi tercih ediyorum… Ve daha az Amerikalı daha az batılı… Kendimden bahsederken bir ülkeye, bir sese, bir müzik sahnesine, ya da bir anıya ne kadar az bağlanırsam kendimi ve tüm hayatımı o kadar özgür ve bağımsız hissediyorum. Biliyorum bu tür şeyler söylemek pek rock ‘n’ roll gibi gelmiyor… Fakat ben böyle hissediyorum.

Mercury Rev: Pukkelpop 2008

Mercury Rev: Pukkelpop 2008

2006 yılında Türkiye’ye geldiniz ve Kasabian, Muse, Placebo ve Reamonn gibi gruplarla birlikte Rock’n Coke’ta sahne aldınız. Türkiye hakkındaki gerçek izlenimleriniz nelerdir? Festival, Coca Cola sponsorluğunda düzenleniyordu; sahne almanız, bu tip organizasyonlara karşı olmadığınız anlamına geliyor herhalde?

Benim Türkiye ile ilgili görüşlerim müzik festivali ile sınırlı değil. İnsanların size açıklığı ve zekâsı muhteşem. İstanbul’daki hayranlarımızda ve yeni arkadaşlarımızda ışıyan bir yaşam ışığı var. Müziğimizi daha önce duymamış olmalarına rağmen kendi kültürlerine olan bakış açılarını ve yaşam şekillerini bizimle paylaşmaya istekliydiler. Benim gibi seyahat eden bir müzisyen için uzak yerlere tarihi ve güzelliği için gitmekten ziyade bugünü ile bağlantı kurabilmek çok daha önemli. Ve bugüne ait olarak sadece insanlar var. Türkiye’nin yüzyıllar boyunca medeniyetler için taşıdığı önem bir yana, onun gerçek güzelliği orada tanıştığım ruhların tutkusuydu bence ve o ruhlar benimle bugünü paylaştılar. Sorunuzun ikinci kısmı içinse; müziğin, bu kaygıların üstesinden gelmek adına çok güçlü ve kendine has bir yönü olduğunu söyleyebilirim… Çok teşekkürler Emre!


Mercury Rev: MySpace, Vikipedi

ENGLISH TEXT

Çeviri için Selda Gümüş’e çok teşekkür ederiz…


Yorumlar
2 Yorum var! : “Röportaj: Mercury Rev”
  1. sinem diyor ki:

    Mercury Rev!!!!!!!!!!!!!!!!!! hastasıyım mercurinin, takipçinizim bundan sonra.

  2. Robbie diyor ki:

    Özlemiştik Rev’i,çok güzel bi sürpriz olmuş bu röportaj. Magazinsel olucak ama çok da samimi cevaplar vermiş (: O konsere gidememiştim bi daha gelseler kaçırmam artık

Yorum yaz!