betaartı betaartı

Alma Onu İçeri!

Şu sıralar Amerika’daki sinema dünyasında yer edinen Matt Reeves imzalı korku-dram filmi “Let Me In”, 1980’lerde New Mexico şehrinde arkadaşları tarafından sürekli tartaklanan 12 yaşında bir çocuğun vampir bir kızla arkadaşlığını konu alıyor.

Film esrarengiz bir cinayetin soruşturma sahnesiyle başlar ve şüpheli şahıs arkasında “Üzgünüm Abby” yazan bir not bırakarak kendisini pencereden atar. Bir sonraki karede ise 12 yaşında, ebeveynleri yeni boşanmış ve okuldaki arkadaşları tarafından sürekli dayak yiyen ve dalga geçilen hassas bir çocuk olan Owen’ı görürüz. Owen kendi kendisine hayali dövüş oyunları oynamaktadır. Teleskobuyla komşuların neler yaptığını izler ve bir anda teleskobu kendi yaşlarında bir kıza takılır. Bu kız yan apartmana taşınan yeni komşularıdır. Adı Abby…

Abby ve babası bu evde beraber yaşamaktadırlar. Şehirdeki cinayetlerin sebebi ise vampir kızı için kan bulup getirmeye çalışan babadır. İki çocuk sadece geceleri bir araya gelirler. Bazen de duvardan duvara mors alfabesiyle iletişim kurarlar. Owen okuldaki çocukları anlattığında Abby sürekli onun intikam alması gerektiğini söyler.  Owen ise zamanla en iyi arkadaşı hatta sevgilisi olacak bu masum kızın bir vampir olduğunu bilmemektedir.

Bu kadar hoş bir filmin mükemmel bir gerilim portresi çizmesi normal. Üstelik en iyi görsel efektleriyle tam bir Amerikan mucizesi. Filmin müziklerini ise Lost, Alias, Fringe, Mission: Impossible III, The Incredibles, Star Trek, Ratatouille ve Up gibi yapımlarda imzası olan Amerikalı besteci Michael Giachino yapmış.

Eğer gerçek anlamda ihtişamlı bir gerilim izlemek istiyorsanız, bir de vampir filmi olsun istiyorsanız, bu film istediklerinize cevap veremeyebilir. Çünkü vampirlerin sürmek zorunda oldukları hayat içler acısı! İsole yaşamlarına tanık oluyorsunuz. Yani Edward Cullen nerde? Abby nerde!!!

Vampir kavramı bu filmde alışılagelmişin dışında hem romantik bir ikon hem de istediği zaman şeytani ve son derece ölümcül bir varlık olarak çıkıyor karşımıza.  Fakat Abby ve Owen’ı bir arada tutan şey ikisinin de çok yalnız oluşu. İkisi de kendi özel dünyalarında yaşarken insan olarak hayata tutunmaya çalışıyorlar. Amerikan oyuncular ve yönetmenle çok iyi bir iş çıkarıldığı kesin fakat insan orijinal versiyonu olan 2008 İsveç yapımı Tomas Alfredson yönetmenliğinde çekilen “Let the Right One In”i hatırlamadan geçemiyor.

Let the Right One In

Let the Right One In

İki filmi karşılaştırdığımda İsveç coğrafyasının depresif ikliminin uygunluğu filmin başarısına zemin sağlarken oyuncuların doğallığı filmi çok daha çekici kılıyor. İki film arasındaki farklar saymakla bitmez. Alfredson imzalı filmin komedi-dram-gerilim ve aşk hikâyesi oluşuna dikkatleri çekmek istiyorum. Film 2008 Rotterdam International Film Festivali’nde gösterime girdiğinde tüm salon zaman zaman gerilip, zaman zaman da kahkahadan inlemişti ve film festivalin en beğenilen filmlerinden biri olmuştu. Yönetmen filmden önce “korku” ve “vampir” kavramlarına pek hâkim olmadığını belirtse de tüm unsurları belirli dozajlarda tutarak filmin en son sahnesinde yer alan gerilim öğesini bile tebessümle karşılamamızı sağlıyor. Kişisel fikrim sorulsa,  iki film arasında tereddüt bile etmeden “Let the Right One In” derim.

Link: “Let Me In”in başrol oyuncusu Chloe Moretz’le yapılmış bir röportaj

IMDB: Let Me In, Let the Right One In


Yorum yaz!