betaartı betaartı

Soğuk Kış Gecelerinin Yeni Ortağı: Come Around Sundown

Bu yazı sizlerle paylaştığım ilk yazı sevgili müzikseverler! Herkese kocaman bir merhaba!

Beni gerçekten çok etkileyen ve adını bir türlü koyamadığım, süper bir albüm için yazma kararı aldım ilk olarak sizlere, çünkü kulağıma güvendiğim kadarıyla gerçekten çok iyi bir albüm bu. Ufak çapta tavsiyeler ve bilgiler kendimce…

Sanki yıllar önce Radiohead-OK Computer kasedini edinip dinlediğimde aldığım hazzı ya da hayatımın gruplarından biri olan A Perfect Circle (ki anahtarlığıma kadar hayatıma yön vermiş vaziyetteler kendileri!) ya da bi The Gathering ve Layne zamanı Alice in Chains fanı olarak, dinlediğim her albümlerinde aldığım hissi anımsatıyor. Bilmiyorum, açıklamak zor ve yetmiyor. Ama böyle giderse bu adamlar, fanlarından biri olacağım kesin. Mükemmel bir sound, çok karakteristik bir ses. Bir an insanın aklına Eddie Vedder’ı getirmiyor değil bu ses… Arada bir Mew esintisi vermiyor da değil hani! Çaktırmadan da bir yandan The Killers’ı bana hatırlatmakta kendileri, ama neyse ki hepsini çok severiz…

Evet, onlar “Kings Of Leon”!

Rock FM’de beni dinlerseniz pek böyle şeyler çalmadığımı ya da normal hayatta beni tanısanız böyle şeyler dinlemeyeceğimi düşünürsünüz belki… Çünkü genelde metal, hardrock, rock’n roll ya da grunge grupları için bir şeyler yazma ve çalma isteğindeyim. Ama iyi bir müzisyen ve müzik eleştirmeni olmak, bir şeyleri ayırt edebilmek için her şeyden az az dahi olsa dinlemek gerekir diye düşünüyorum. Tavsiyem bir yere takılıp kalmamaktır kendi adıma, çünkü hayat minik süprizlerle doludur.

“Come Around Sundown, yaklaşan soğuk kış gecelerinde bana ortak olacak bir albüm gibi!

Bazen arkadaşınızın size “ben dinlemiyorum al sen dinle” diye verdiği bir albümü kenara atmayarak, bir şans verip dinleyerek, 9 senedir en çok dinlediğiniz gruplardan biri haline getirirsiniz kimbilir? (O albüm bir The Gathering albümüdür ve Anneke Van Giersbergen aşığı olmama sebep olmuştur. Canım dostum Orhan;  sen çok yaşa!) Evet o zaman yavaştan albüme geçelim…

3 kardeş ve bir kuzenden oluşan, Amerikalı, ilk albümlerini 2003 yılında piyasaya çıkaran ve 5 stüdyo albümü sahibi gencecik bir grup bu Kings Of Leon. En büyüğü 79’dan en küçüğü 86’ya uzanan doğum tarihli bu 3 kardeş ve kuzen, kendilerine 4 adet Grammy ödülü ve daha birçok ödül kazandırmışlar. Tüm dünyaya kendilerini tanıtma şansını veren albümleri “Only By The Night”tan sonra 2010 Ekim’de “Come Around Sundown”ı Sony Müzik etiketiyle piyasaya çıkardılar. Belki de kardeşler ve kuzen olarak aynı kandan olmaları, birbirlerini en ince ayrıntısına kadar bilmeleri ve anlamalarından da böyle bir iş çıkmış olabilir diye düşünüyorum; müzik yaparken grup bütünlüğü ve birbirini tanımak çok önemli. Kendilerini kanıtlayan bu gencecik kardeşlerin anne ve babasının eriştiği hazzı düşünemiyorum zaten, iyi ki yapmışız dediklerini duyar gibiyim, gurur had safhadadır!

Şu an bir yandan albümü dinlerken yazmaktayım bunları sizlere ve uzun zamanlardır bu kadar karakteristik bir ses yoktu dinlediklerimden. Tabii bu benim naçizane fikrim; herkes için farklıdır. Altyapı ve sound’a bakarsak başarılılar, bu bir gerçek. Şu an yerinden kalkıp bir kahve bile koymaya üşenen bana, şu serin sonbaharın mis gibi tatil gecesinde nasıl da güzel arkadaşlık ediyor “Come Around Sundown”… Sevdim, kış aylarında dumanı tüten kahvem, bu albüm ve ben çok iyi arkadaş olacağız- bunu iyi biliyorum. Bu aralar yeni bir albüme tutulmaya ihtiyaç içerisindeyken Kings Of Leon bana bu fırsatı verdi, her zaman rafın önünde duracak ve bol bol ihtiyaç olacak. En güzeli de dinledikçe anlamlanan parçalar olması. Seviyorum böyle işleri çünkü gerçek bir emek var ve hissediliyor- parçalardaki hissiyatı sizlere aktarabilmesi çok güzel.

İlk olarak Radioactive single’ına videolarını çekmişler. Ve aslında biraz tepki alan bir video olmuş bu. Hani insan izleyince demeden edemiyor, nedir bu zenci manyaklığı diye?.. Bu klibi izlerken Dünya Kupası için çekilen, kola diye tabir ettiğimiz bir asitli içecek markasının reklamını izler gibi hissediyorum! Evet daha iyi bir şey yapılabilirmiş aslında!.. Çiçek, böcek, çayır, çimen, barbekü, oyun falan derken huzurun dozunu fazla kaçırmışlar. Tabii çocukları toplayıp kilisede şarkı söyler gibi sonunu bağlamaları da ne alaka dedirtiyor insana. August filmindeki muhteşem sesli minik zenci kız geldi aklıma! ‘Use Somebody’ tarzında bir videoyu tercih ederdim. Olsun, daha iyileri de gelecektir eminim…

01. the end

02. radioactive

03. pyro

04. mary

05. the face

06. the immortals

07. back down south

08. beach side

09. no money

10. ponyup

11. birthday

12. mi amigo

13. pickup truck

İlk parça The End zaten beni benden alıp bu albümü edinmeme yol açan ilk şarkı. Şarkıyı dinlerken ”siz insan mısınız arkadaş?” demek geliyor içimden! Garip bir hüzne sokuyor insanı, vuruyor adeta bir yerlerden- o nasıl bir sound? Davul ve özellikle baslar parçaya çok güzel oturtulmuş, harika. Merakla dinlemeye başlamışken albümü, ilk şarkıda vuruluyorsunuz ve gerisi de bomba gibi geliyor. Hayır, hayrete düştüğüm bir gerçek! Çünkü o kadar alışkınız ki artık bir albümde 3–4 şarkının iyi ve gerisinin çöpe atılabilir olmasına… Albümün ortasına gelmiştim hala mükemmeldi ve şaşkındım! 9. şarkıya geldim- evet hala mükemmeldi? Eee, bu işte bir terslik vardı! Yok ya da fazla düzgünlerdi fakat biz alışkın değildik, bünye kaldırmadı!

Öncelikle albümde şöyle bir şey dikkatimi çekti: Parça sıralaması ve dağılımı çok iyi ayarlanmış. Bir anda sizi mutlu bir huzura eriştiren bir şarkı dinlerken, etkisinden kurtulamadan hüzün ve buruklukla karışık vurucu başka bir parça geliyor hep. Moddan moda sokuyor albüm sizi fakat birbirinden kopuk değil hiçbir şey; güzel olan tarafı da bu. Yumuşak ve yanlış olmayan bir bağlama var bu işte, bu da bize, “üzerine çok uğraşılmış güzel bir emek bu” dedirtiyor.

Moraller sıfır ve ağlamak istiyorsanız da iyi gelecek bir albüm bu. Bazen ihtiyaç duyarız; en azından içinizi dökersiniz iki gözyaşı ile kimselere görünmeden. Bu arada hüzün demişken, film soundtracklerinde mutlaka yer vermeliler diye düşünüyorum bu albümden bazı parçalara. Mesela Pyro… Bir trende veya otobüste bir kadın hayal ediyorum bunu dinlerken kaliteli bir filmde- umutları kırık bir şekilde başını alıp gidiyor ve fonda yollara boş boş bakarken hüzünle bu şarkı çalıyor. Eminim bu izleyiciyi de etkiler ve bu şarkıyı hit yapabilirdi… “Even if I’m forgotten you’ll remember me for a day” diyor adam daha ne olsun! Ya da bir Back Down South, tam ardına bakmadan yürüyüp yoluna gitme şarkısı her şeyi ardında bırakarak, hayal değil ama buradaki gerçek… Bir an Lynyrd Skynyrd’dan Simple Man’i  getirdi aklıma niyeyse… Pyro ve Back Down South. İkisi de vurup yıkıp parçalar adamı! Bir şans verin ve dinleyin mutlaka, kulaklarınızın pası silinecek.

Son bir tavsiyeyle bir dahaki sayıda görüşmek üzere diyor ve sizlerle bir araya gelmekten mutluluk duyduğumu belirtmek istiyorum. Bu albümden mutlaka dinlenilmesi gerekenler: The End, Radioactive, Pyro, The Face, Back Down South, Beach Side, No Money, Birthday.

Yorumlar
1 Yorum var : “Soğuk Kış Gecelerinin Yeni Ortağı: Come Around Sundown”
  1. Alper Hacıoğlu diyor ki:

    Duygularını gerçekten içten açıklamışsın canım, başarılarının devamını dilerim sayende Kings Of Leon’u tanımış oldum güzel parçalar yapmışlar :)

Yorum yaz!