betaartı betaartı

Fonda Hope There’s Someone Çalıyor Piyanokteyli Ürpertiyor…

Dikkat bu yazı yüksek miktarda Antony and the Johnsons-Hope There’s Someone içermektedir. “Hope There’s Someone” açmadan okunması tavsiye edilmez.

Ne kadar edebi olunur ki diyebiliyor insan kendi kendine.. Yine, yeni ve hatta yeniden söylüyor. Anemi, dumansız sigarayla bir köpeğe seslenirken it kopuk kumanda, kendi başına kalmış bana bakıyor. Yan odadan gelen melodilerle paralize oluyor odanın tüm duvarları… “Hope There’s Someone” duvarlara çarpıyor, oradan oraya vurup pencereden çıkmaya çıkan Antony’nin feryadı kumandayı korkutuyor. Öyle sinmiş, kenarda ve her zamanki gibi ödü patlıyor; gelişmeye niyeti yok, mutlu olmak için yapabileceği tek şey bu feryat içerisinde pencereden atlamaya çalışıp yeni bir televizyon bulmak… Yapabileceğinin en iyisi bu, zora gelemiyor. Piyano coştuğunda titriyor, ilk defa korkuyu bu kadar iliklerinde hissediyor. Pencereye dayanan merdivenden içeri Boris Vian giriyor. “Günlerin köpeği burada mı” diye etrafa bakıyor ve kumandayla göz göze geliyor. Kumanda köpeğini bir süreliğine yastığın altına  koyuyor, köpek orada boğulacakmış gibi oluyor, bir kanal bulması gerekirken Vian, “Günlerin Köpüğü” adlı eserini elime tutuşturuyor ve ekliyor “Kornet çalmayacağım”. “Haydi sen Chloe ile meşkten birkaç kuple oku, ben de piyano başına geçeyim” diye bilmiş haliyle uyarıyor. “Hşş Vian, Jean Sol Parter ne yapıyor” diyorum, kızıyor…

Hope There’s Someone İçki Olursa…

Ben onun köpürmelerini okurken  Vian, Hope There’s Someone çalıyor piyanoda… Kumanda ise bir süreliğine bu ortamdan uzaklaşmış, yastığın altından çıkmaya çalışıyor ve bir zaman bile olsa bizi Vian ile yalnız bırakıyor. Günlerin Köpeği’ni okuyorum, Vian piyano tuşlarına dokunuyor. O sırada pencereden Antony giriyor ve piyanoda çalan şarkısına eşlik ediyor.  Sayfaları okudukça koparıp Vian’a doğru atıyorum. Pencere açık sayfalar piyanodan çıkan melodilerle uçuşuyor, dans ediyor. Antony piyanonun başında “Play it again Vian” diye haykırıyor ve yine söylüyor, ben sesli şekilde sayfaları okuyorum. Piyanokteyli anlatan sayfalarda üçümüz bu kokteyli yapmaya karar veriyoruz. İçine döktüklerimizle birlikte piyanonun tuşlarına Vian’ın her  vuruşunda  notaya göre bardağa bir karışım dökülüyor ve sonunda Hope There’s Someone kokteylinin tadına bakıyoruz.

Kokteylden her içtiğimde farklı bir tat alıyorum. Acı, ekşi, tatlı; bu şarkının tadı içime işliyor. Ayrılık tadı var ama acı iksiri gibi sanki ama kesinlikle herhangi bir içki değil… Antony, kendi eserinin tadını kokteylde yoklarken Vian’a tekrar çalmasını, bana da yüksek sesle okumamı söylüyor. Piyano coştuğunda etrafımdaki bütün eşyalar küçülmeye, oda da daralmaya başlıyor. Kumanda yastığın altında sıkışmış bağırıyor muhtemelen ama biz duyamıyoruz, bağırırcasına Chloe’nin içinde büyüyen nilüferi ve daralan eşyaları okuyorum. Piyanodan çıkan Hope There’s Someone coşkusu, duvarları birbirine yaklaştırıyor. Sayfalar havada uçuşurken Antony ağlıyor, Vian ise piyanoya daha sert davranıyor. Duvarlar birbirine yaklaşınca tavanı zorluyor ve çatıyla birlikte uçuveriyor uzaklara… Piyano solosu çıldırmasıyla duvarların arasında kafamızı kaldırdığımızda sayfalar, esen rüzgar sayesinde havaya doğru birbirine karışarak uçuyor. Uçsuz bucaksız bir gökyüzüne doğru yükselip birbirlerine karışıyorlar, Vian sadece piyanoya yetecek bir alanda çalmayı sonlandırıyor. Yastığın altındaki kumanda, ben, Vian ve Antony duvarların arasında sıkışıp kalıyoruz. Vian, yastığın altından çıkardığı kumandaya basıyor ve her yer kararıyor.

Gözlerini Aç!

Yıllardan 2046, herkes bir sabah uyandığında kumanda olarak uyanıyor. Gözlerimi açıyorum ve kumanda, geri dönmenin verdiği hazla her zamanki yerinde kuruluyor, “olsun” diyorum; senden uzak mutluyduk o daralan duvarlar arasında… Kumanda, beni bu gece o kadar da etkilemiyor. Ömrümün faslı uşak taksimle ilerliyor. Saat 5.35 itibariyle yan odaya geçiyorum ve fonda çalan Hope There’s Someone’a “bir dur” diyorum. Mutlu ve huzurluyum. Kumanda içeride olsa da yine de artık eskisi gibi baskısını hissetmiyorum üzerimde… Zeki Müren olsa ne iyi olurdu yanımda! Hemen onu dinlemeye koyuluyorum. Onunla birlikte “böyle bir kara sevda kara toprakta biter” diye mırıldanmaya başlıyorum:

“Ne çıkar bahtımızda ayrılık varsa yarın
Sanma ki hikayesi şu titreyen dağların düşen yaprakla biter
Böyle bir kara sevda, kara toprakla biter..

Ağlama
Olma mahsun
Gülerek bak yarına
Sanma ki güzelliğin o ipek saçlarına dökülen akla biter
Böyle bir kara sevda kara toprakla biter…”

Kendimden geçmiş, mest olmuş şekilde Zeki Müren’i dinledikten sonra Nesrin Sipahi, “Bütün Meyhanelerini Dolaştım İstanbul’un” diye haber uçururken “Müslüm Gürses’ten bir Nilüfer patlatıp öyle uyuyayım” diye düşünüyorum. “Sensiz Ömrüm Olsun” diye her tekrar edişinde gülümsüyorum. Kumanda da her şeyden bihaber diğer odada uykuya dalarken görülüyor, odam bir anda Müzeyyen Senar etkisiyle Agora Meyhanesi’ne dönüşüyor. Yine gülümseyerek uyuyup karıncalanıyorum ve kayboluyorum. Bu gece benim gecem, cama vuran her damlada seni unutuyorum kumanda… Bir ihtimal daha var senin için; o da ölmek mi dersin…

Yorumlar
1 Yorum var : “Fonda Hope There’s Someone Çalıyor Piyanokteyli Ürpertiyor…”
Trackbacks
Check out what others are saying...


Yorum yaz!