betaartı betaartı

Röportaj: Calibro 35

Calibro 35, Milano’dan gelen, türler üstü bir grup. 60′lı, 70′li yıllara ait İtalyan polisiye filmlerinin müziklerini, birçok müzik türünü harmanlayarak yeniden çalıyorlar…
***
30 Eylül’de Ankara’da, 2 Ekim’de de İstanbul’da birer konser veren grubun üyelerinden, Muse ve Franz Ferdinand gibi dünyaca ünlü grupların da prodüktörlüğünü yapmış Tommaso Colliva ile İstanbul konserlerinden önce bir röportaj gerçekleştirdik…
***
İlk olarak size kulvarınız ve sınıfınız hakkında bir soru yönelteceğim. Her ne kadar müziğinizi sınırlandırmak gereksiz ve zor olsa da durum buradan şöyle görünüyor: Milano’da tutkulu kişilerce belli bir amaç uğruna bir müzik grubu kurulur.İşlerini o kadar iyi yaparlar ki başarıları çok takdir edilir.Bu takdir size en çok hangi taraflardan geldi?

Calibro hakkındaki en harika şeylerden biri, çok farklı insanların yaptığımız şeyi seviyor olması. Bu çok güzel, çünkü bu sayede, sadece bir kitlenin beklentilerini tatmin etmemiz gerekiyormuş gibi hissetmiyoruz. İşimizi, sürekli kendi sevdiğimiz şekilde yapıyoruz, kendi gerçeklerimizden uzaklaşmıyoruz ve dinleyicilerimizin söylemeye çalıştıklarımızı anlamaları için şans diliyoruz.
***
İtalya’da birçok müzik dinleyicisi tarafından dinleniyor olmanız sizin büyük bir kitleye hitap ettiğinizi ve edeceğinizi gösteriyor.Bu durumda siz caz, funk kitlesi, sinemaya meraklı genç kitle gibi birçok türden dinleyiciyi bir araya getiriyorsunuz. İşin doğrusu her İtalyan’ın sizi dinlemesi olası.Ben sizin kendinizi hangi ‘music scene’e ait hissettiğinizi merak ediyorum.

Hepimiz çok farklı geçmişlerden geliyoruz ve bu da tür-ötesi bir grup olarak kalma konusunda bizlere yardım ediyor. İtalyan alternatif/indie sahnesinde güzel bir isim yaptık. Bu da, konserlerde çok sağlam bir temel üzerinde çalabilmemizi, projeyi aktif tutup devamlılık kazandırmamızı sağladı. Farklı tür müziklerin böylesi bir kaynaşmasının, Calibro 35′in en iyi taraflarından biri olduğunu söyleyebiliriz. Birbirinden çok farklı içerikte organizasyonlarda çalmak için davetler alıyoruz: Klasik ve caz festivalleri, rock kulüpleri… Ve hatta Muse’la birlikte stadyum konserleri!
***
Nublu’yla olan münasebetlerinizden Amerika’da yeniden keşfedilen bir grup haline geldiğinizi ve teknik olarak dünyaya Amerika’dan yayıldığınızı söyleyebilir miyiz? İtalyanlıktan dünya çapında olmaya doğru gittiğinizi tespit edebilir miyiz? Örneğin New York’u seviyor musunuz?!

Albümümüz geçen Temmuz’da Amerika’da çıktığında ve albümün “World Music” kategorisindeki bir listeye dahil edildiğini gördüğümde, bir “World Music” hareketi olarak görülebileceğimizi farkettim ki, bunu daha önce hiç düşünmemiştim. Nublu bize çok yardımcı oluyor ve İlhan ve Petrit’le işbirliği yapmaktan dolayı çok mutluyuz. Seyahat edip dünyanın dört bir yanında çalmak çok ilginç ve gerçekleşmesi için elimizden geleni yapma konusunda da oldukça ilham verici.
***
Türkiye’ye gelmenizde İlhan Erşahin’in rolü oldu mu? Onunla tanışmanız nasıl oldu?

New York’taki Nublu Club’a Mauro Refosco (Forro in the Dark, David Byrne, Thom Yorke) tarafından tavsiye edildik ve geçtiğimiz sene orada konser verdik. Konserden sonra İlhan’la tanıştık ve inanılmaz derecede tatlı ve pozitif bir adamla karşılaştık. Kesinlikle bir müzik delisi. Birkaç ay sonra albüm kayıtlarımızı tamamladık ve İtalya’da yayınladık. Sonrasında ise Nublu’nun, albümü başka yerlerde de piyasaya çıkarma ve tanıtma konusunda ilgili olabileceğini düşündük… Ve öyle de oldu. Gelecek ay New York’a gidiyoruz ve İlhan’ı ve diğer çocukları görmek için de sabırsızlanıyoruz.
***
Halihazırda bazı filmler için yeni bestelerle film müzikleri hazırladığınızı biliyoruz. Bir noktadan sonra artık re make’lere elvada diyecek misiniz?

Tam olarak değil. remake’leri çok seviyoruz. Morricone ya da Piccioni gibi ustaların müziklerini çalmak çok güzel ve bir o kadar da heyecan verici. Öte yandan, son 30 senedir kimsenin çalmadığı şeyleri tekrar çalmak, bana bir cover grubu olmaktan çok, arkeoloji gibi geliyor!
***
Bir röportajınızda eskinin ruhuna çok bağlı olduğunuzu fakat aynı zamanda sürekli yenilik peşinde olduğunuzu okudum. Eskiye olan bağlılık gerek stil gerek teknik açıdan sizin için ne kadar önemli?

Yaptığımız işlerde old school tavrını korumaya çalışıyoruz. Bu, eskinin müzisyenlerinin, hayranlıkla takip ettiğimiz 60′lı ve 70′li yıllarda sahip oldukları yaratıcı süreci yeniden yakalamaya ve 2000′li yıllara uyarlamaya çalışmak anlamına geliyor. Birçok filmde, soundtrack yapmak için sadece üç günleri vardı ve işleri çabucak halletmek ve fikirlere odaklanmak zorundaydılar. Sanatçıdan çok, esnaf gibi çalışıyorlardı; işleri hızlı bir şekilde ve profesyonelce halletmenin yollarını biliyorlardı. Diğer yandan, bizler farklı bir dönemde yaşıyoruz, farklı bilgilerle donatılmışız, 30 sene öncesinden tamamıyla farklı bir dünyada seyahat ediyoruz… Bu bizi elbette ki çok etkiliyor.

Size göre, bahsettiğimiz bu 70′li yılların italyan polisiye filmleri arasında en kritik filmler hangisidir? İzlemek isteyenlere nereden başlamasını önerirsiniz? Milano Calibro 9?

Gelmiş geçmiş en sert ve pulp filmlerden biri olan “Milano Odia: La Polizia Non puo’ Sparare”yi şiddetle önermekle birlikte, izlenmesi elzem filmlerin başında elbette ki Milano Calibro 9 geliyor.
***
Ennio Morricone ismi dünyanın her yerinde biliniyor. Sizin için bu dönemden diğer en önemli besteciler ve film müziği albümleri kimlerdir?

Aslında birçok önemli isim var. Birkaçının ismini vermek gerekirse; Gianni Ferrio, Ritz Ortolani and Armando Trovajoli diyebilirim.
Enrico Gabrielli: Babylon konseri.

Enrico Gabrielli: Babylon konseri (Foto: Emre Yürüktümen)

Türkiye’desiniz. Genel olarak gözlemdiğiniz ve dikkatinizi çeken şeyler oldu mu?

Buraya geleli sadece bir gün oldu. İstanbul çok çekici bir şehir ve insanlar da iletişime çok açık görünüyor. Dün gece Nublu Club’da Sun Ra Arkestra ile coştuk; İNANILMAZDI!
***
Son olarak; sizin gibi 70′lerin İtalyasına öykünen bir gruba günümüz italyası hakkında bir soru. Berlusconi’ye 2013′e kadar koltuğunu garanti eden güvenoyunun çıktığı bir günde İtalya’nın geleceği hakkında bir yorumunuz olacak mı?

Aslında söyleyebileceğimiz tek şey: Yorum yok. İtalya uzun yıllardır bir politik batağa saplanmış durumda ve bu bataktan çıkış yolunu bulabilmek de gerçekten çok zor. Berlusconi, sorunun elbette ki büyük bir bölümü ama tamamı değil. İnsanlar, kendi politik oyunlarından fırsat bulup ülkeyle ilgilenmedikleri için, işler son zamanlarda daha da kötüye gitti.
ENGLISH TEXT
***
Calibro 35: Resmi web sitesi
Tommaso Colliva: Resmi web sitesi

Yorumlar
1 Yorum var : “Röportaj: Calibro 35”
  1. Emre Yürüktümen Emre Yürüktümen diyor ki:

    Ne güzel konserdi! Doymadık, bir daha!

Yorum yaz!