betaartı betaartı

Bir Rüyaya Sövgü: 1. Bölüm

Un Chien Andalou

Un Chien Andalou

“Bir ya da birden fazla rüyaya ağıt yakılır mı” diye iç geçirmiştim en son rüyamı gördüğümde…

İki düş biraraya gelir ve  nur topu gibi bir çocuğu olur; rüya rüyayı doğurur. Luis Bunuel’den olma Salvador Dali’den doğma Endülüs Köpeği (Un Chien Andalou) aklıma düşer, elim karıncalanır; bir kadının gözü kesilir ve bir rüya güncesi böyle başlar. İki düş biraraya gelir ve sonrasında; bilinçaltını didiklemeden sürreal rüyalar olsun efendim…

1.Bölüm

Koku, Ten ve Dışardamar

2 Kasım 2010

Bir kadın, üzerinde yarısı açık bir battaniyeyle rüyaya dalarken görüldü… Tavana kadar uzanma potansiyeline sahip gökyüzüne ulaşmaya çalışan merdivenler… Merdivenlerin basamaklarından geri geri inerken arkama bakmıyorum bile… İndikten hemen sonra masasında oturan bir kadın, bana bakıyor ki yüzü de yamulmuş, Sadako’dan hallice… Birilerine beni işaret ediyor ve o sırada Dexter’ın iğnesi gibi küçük bir iğne boynuma enjekte ediliyor. “Inception” etkisi yemiş gibi uyanıyorum; etrafta kimse yok. “Ne oldu ki bana böyle” diyerek etrafa bir süre saçma şekilde baktıktan sonra yürümeye başlıyorum.

Taksim’in Tünel tarafında dolanıyorum, binalar köhneleşmiş bazılarının çatısı yok. Tarihi bir bina var karşımda içeri giriyorum. Duvarına dokunuyorum köhne, o sırada sesler duyuyorum. Kafamı çevirdiğimde birkaç insan yaklaşıyor. Onlara yol yordam, enlem sormak için konuşmaya kalktığımda ritm eşliğinde üzerime çullanmaya kalkıyorlar, kaçıyorum. Koşuyorum nereye kadar gittiğimi bilmeden. Sonra her nasılsa anlıyorum ki bu insanlar bir hastalık kapmış ve birbirlerini yemek gibi bir derde düşmüşler.

Trouble Every Day

Trouble Every Day

Trouble Every Day’den hallice zombi denemeyecek bu insanlarımız, ağzınızı açtığınızda teninizin kokusunu alıp “Koku” temalı bir manyaklık içerisinde size saldırıyorlar. Yedikleri ise teniniz… Turist Ömer Uzay Yolunda’dan hallice tenden tuz da ihraç etmiyorlar. Al yanaktan bir kısmımı yedikleri için nasıl bir yeme ritüelleri olduğunu az çok biliyorum. Parmaklarında ten parçaları kalıyor ve ben, sürekli labirentler içerisinde kaçıyorum. Sonra kendi kendime müdahale ederek bu yediğim iğneyle, “ben de bu hastalığa yakalandım ama neden insanları yemek de içimden gelmiyor” diye düşünüyorum. Kendi kendime multi muhteşem zekamla çoğu bilim kurgu yapılanmasında olduğu gibi kafama elma düşüyor ve “Ben antikorum” diye bir fikir üretiyorum. “Bir Resident Evil olmuşum ki dönemem” şeklinde bütün bu olanlara bulduğum muhteşem çözüm ise ağzımı kapalı tutmak! Televizyon izliyoruz, ben ve diğerleri… Susuyorum ve hep beraber ekranda hatırlayamadığım bir görüntü beliriyor. Sonrası muamma…

Bütün yüzler ve bütün sesler bulanıklaşır, Charlotte Sometimes tekrar rüyaya dalar;

11 Kasım 2010

Bir Sibel Alaş özlü şarkısında olduğu gibi “Düşümde bir adam var, benim mi bilemediğim”… Bu kişiye ulaşmak için bir hastaneye gitmem gerek ancak doğru tanımlıyorsam ya da hatırlıyorsam rüya, çift taraflı işliyor. Kasedin a yüzü ve b yüzü birarada dönüyor, bazen senkronize oluyor. Bir bakıyorum hastanede alt kata iniyorum ve bu insana ulaşmak için görmem gereken doktorla karşılaşıyorum.

Bir bakıyorum ki ulaşmaya çalıştığım adam, yüzünde çıbanlarla benim de içerisinde oluğum yüksek tavanlı bir odada pencereden dışarı bakıyor. Doktor tehlikeli bir doktorken yüzüne bakıyorum; o da bana baktığında, “Fotoğraf çekmemiz gerek” diye vurguluyor. Adamın yandan yüzünü gördüğümde pencere perdelerine rüzgar vuruyor, bir şeyler söylüyor; seçemiyorum.

Doktor ise kolumu uzatmamı istiyor. Kolumda iki uzun damar var ama içeride değil; tam kolumun üstünde dışarıdan gözüken, yukarıdan aşağı doğru uzanan damarlar… “Dışardamar” denilen bu damarlar herkeste olan, gayet normal bir şey olarak garip gelmiyor ne doktora ve ne de bana… Adam konuşuyor, perde üzerine doğru dalgalanıyor. Damarlarım kolumda termometre gibi uzanırken rengi kırmızıdan beyaza dönüyor, doktor kolumu tuttukça… Doktor, “bir sonraki sefer bu kadar ihmal etmeyelim” diye eklerken dışardamarlarıma bakakalıyorum. Doktorun yanındayken telefon çalıyor. Liseden bir arkadaşım “O mu var yanında” diye sövüyor. Adam ben telefonda konuşurken susuyor, perde üzerinde dolanıyor. Telefonda, “ben doktordayım” diyorum, arkadaşım “hayır değilsin, biliyorum” diye beni uyarıyor, uyanıyorum.

Rüya Bilimciye Not: Açıkta olan yerleri kontrol ettim. “Beni Oku”ma!

Yorumlar
1 Yorum var : “Bir Rüyaya Sövgü: 1. Bölüm”
Trackbacks
Check out what others are saying...
  1. [...] Kaynak: Betaarti.com [...]



Yorum yaz!