Nihat Hatipoğlu hocamız değerli bir insan. İnsanın içine ışık dolduran samimi gülümsemesiyle, her biri ders niteliğindeki eşsiz kıssadan hisseleriyle, babacan ses tonu ve vurgulamalarıyla, her daim akmaya hazır bir damla saklıymış gibi duran mahzun gözleriyle bir deniz feneri. Etrafını aydınlatmak için eriyen ama hiç bitmeyen bir mum.
Hocamızı ilk olarak Ramazan aylarında TV’de yaptığı konuşmalarla, her türlü suale verdiği derinlikli yanıtlarla tanıdık. Devir değişti, hocamızı artık her sabah Star TV’de izleyebiliyoruz. Fakat şu bir gerçek ki; işi çok zor. O incelikli hallerinin dışına çıkmamak için elinden geleni yapıyor hoca- her telden gelen birbirinden yaratıcı tüm yorum ve suallere sabırla karşılık vermek adına. Bu hafta başındaki programdan birkaç izleyici sorusunu paylaşmak isterim. Nihat Hatipoğlu hocamız kadar nazik, sabırlı olamazsam, onun efendilik eşiğini aşar da küçümseyici tavırlar içine düşme gafletine girersem, o büyük deniz fenerinin bile aydınlatamadığı karanlık ücralara dalarsam şimdiden özür dilerim.
Gece etrafa kaynar su dökmek sakıncalı mıdır?
Takıntılı mısın? Mecbur musun? Mecbur musun bre insan evladı gece gece işi gücü bırakıp etrafa kaynar sular dökmeye? Bu durum sende öyle bir alışkanlık haline gelmiş ki, artık bir TV programına bağlanıp/ mail atıp sorma ihtiyacı hisseder olmuşsun! Hayır, düşünüyorum, mantıklı bir “etrafa kaynar su dökme” sahnesi kurgulayamıyorum bile. Bir insan niye kaynar su döker etrafa geceleri? He, şu olabilir; Abla çay yapıyordur boyuna, çaydanlıktaki suyun da,,,, Eeehh, yok, burdan da mantık çerçevesinde bir alternatif yaratmak zor!!!
“Arife günlerinde iğne tutma” diyorlar.
Bu yorum/soru karşısında Nihat Hocamız bile afalladı, o güne dek bin bir tuhaf soruyla karşılaşmış adamcağız, çareyi, “Ben bile böyle bir şey duymadım bugüne kadar, ilk kez sizden duyuyorum” demekte buldu. E be kadın, belli ki sen de “Gece etrafa kaynar su döken kadın” örneğinde olduğu gibi takıntılısın; belli ki senede hepi topu iki kez gelen arife günlerinde iğne tutasın geliyor illa, elinden iğneyi düşürmüyorsun! Ve yine belli ki birileri de sana “İğne tutma, arife bugün!” diyerek veriyor aklı, veriyor gazı. E şimdi, madem etraftan bunca baskı var bu yönde, tutmayıver, ölür müsün??? Tutma yahu, senede iki gün de tutma ne var! Sen de rahatla, etrafındakiler de rahatlasın.
Ölünün arkasından konuşmak günah mıdır?
Bu mu yani, stratejini bu suale verilecek yanıta göre mi şekillendireceksin? Neden soruyorsun? Kime laflar hazırladın??? Günahtır dersek, içine atacaksın lafları, ama o laflar belli ki gene içinde bir yerlerde kalacak. Günah değildir dersek, e bu sefer de başlayacaksın saydırmaya; senin olayın belli!
6-7 aylık hamileyken Hac’a gideyim ki, çocuk sakat doğsun, ona bakayım, daha büyük hayır işleyeyim ve cennetlik olayım.
Sen öyle bir fitne fesat kadınsın, sen öyle bir canavar kadınsın ki, altız sakat çocuk doğursan cennetlik olamazsın! Yemediğin halt yok belli ki, pisliklerinin altında yüzün gözün deforme olmuş, pis koku seni de sarmış sarmalamış, iğrenç kokun ta buraya kadar geliyor. Ve işte kahramanın gerçekle yüzleştiği an: 6-7 aylık hamilelik sonrasında doğurulan ve bakılan sakat çocuk, SENSİN esasında. Kobayashi, Kobayashi, a fat woman from Missisipi, lawyer, car repair in ohio, Kobayashi, Kobayashi!